özkan eroğlu (30.04.2008 22:29:06)
ZEITGEIST (ZAMANIN RUHU) KAVRAMI ÜZERİNE 1


Eski düşünüş sistematiği içinde insanların sanat faaliyetlerinin karşıtı zanaat değil, doğaydı. Ancak 18. yüzyılda bu “geleneksel sanat kavramı”nın kaderini belirleyecek bir bölünme gerçekleşmiştir. Bir tarafta yeni “güzel sanatlar kategorisi (resim, heykel mimari)”, bunun karşısında ise “zanaatlar ve popüler sanatlar (hikaye anlatıcılığı, popüler şarkılar vb.)”. Güzel sanatlar diye isimlendirilen şey, esin ve deha ile ilgili bir meseleydi, bunlar incelmiş zevkler yaratarak kendi kendilerini amaç olarak sunan şeylerdi: Oysa zanaatların ve popüler sanatların icrası için becerinin ve kuralların varlığı yeterliydi. Bunların hedefi sadece kullanım değeri sunma veya eğlendirmekten ibaretti. 19. yüzyıldan itibaren, bu yeni kategorideki “güzel” sıfatı atıldığı, artık yalnızca “sanat ve zanaat”, “sanat ve eğlence” veya “sanat ve toplum” karşıtlıklarından bahsedilir olduğu için, 18. yüzyılda yaşanan bu tarihi anlam değişikliği unutulmaya yüz tutmuştur. Bugün “şu gerçekten sanat mı?” diye sorarken, aslında “prestijli (güzel) sanatlar” kategorisine mi ait sorusu kastedilmektedir.

18. yüzyılın sonuna gelindiğinde “sanatçı” güzel sanat yapıtlarının yaratıcısıyken, “zanaatçı” sadece yararlı veya eğlenceli şeyler yapan birisiydi. 18. yüzyılda güzel sanatlara özgü incelmiş zevk ile yararlı veya eğlendirici ürünlerden aldığımız sıradan zevkler genel sanat kozmosunu, zamanın ruhunu yansıtıyordu. İncelmiş veya derin düşünceye dayalı zevk, “estetik” ismiyle anılır hale geldi. Sanatın yaratım olarak alındığı yeni sanat düşüncesi ise derin düşünceye dayalı bir tutumu ileri sürüyordu. 19. yüzyılın başlarına gelindiğinde artık sanat, kültürlü seçkinlerin birçoğu için yeni bir tinsel yatırım alanı haline geldi. Bu aynı zamanda kavramsal bir devrime de işaret ediyordu. Modern (güzel) sanat ideale uygun olan, yaratıcı işbirliği değil, bireysel bir yaratımdır. Yapıtların var oluş amaçları bilhassa kendileridir. Eski sanat sisteminin ikiye ayrılmasındaki kilit etken, himayeciliğin yerini bir sanat piyasasının ve orta sınıf bir sanat kamuoyunun almasıydı. Modern sanat sistemi yerleşik norm olarak kaldığı sürece kadınları sanat kurumlarına dahil etme yolundaki ısrarlı feminist girişim de gündemde kalmıştır.

Bugün sanatın veya edebiyatın yahut ciddi müziğin öldüğü yolundaki retorik-ister ortalığı telaşlandırsın, isterse de kutlasın- yerleşik sanat sisteminin dayanma gücünü küçümsemektedir. Sanat, sadece bir kavramlar ve kurumlar kümesi değil, aynı zamanda insanların inandıkları bir şey, bir huzur kaynağı ve bir sevgi nesnesidir.

Gerek Michelangelo dönemi İtalyası’nda, gerekse Shakespeare dönemi İngilteresi’nde geçerli olan normun sanatla zanaatı ve zanaatçıyla da sanatçıyı bir tutan o eski sistem olduğunu söyleyebiliriz. Modern sanat sistemi ibaresindeki modern terimini, sadece eski sanat sistemini de, yeni (güzel) sanatlar sisteminden ayırmak amacıyla kullanabiliriz.

Sanat diye bir şeyin olmadığını, yalnızca sanatçıların olduğunu söyleyerek modern güzel sanatlar düşüncesinden yakamızı kurtaramayız, çünkü bağımsız yaratıcı kimse olarak modern sanatçı kavramı, 18. yüzyıldaki güzel sanat ve zanaat kutupsallığının yerleştirilmesinin bir parçasıdır. Örneğin Gombrich’inki gibi sanat tarihi stratejilerin kusuru şudur: Bu stratejilerin perspektifinden yazılan tarihler, genellikle eski sanat sistemini, modern (güzel) sanatlar sisteminden ayıran keskin farklılıkları örtmektedir.

Kırılmanın öncesiyle sonrasını genellikle “eski sanat” sistemi ve “modern sanat” sistemi olarak, veya daha kısa olması açısından “sanat” ve “güzel sanatlar” olarak, hatta zaman zaman “sanat” ve “Sanat” olarak ayırabiliriz. Bu çiftlerin hiç biri tam olarak tatmin edici değildir, çünkü bugünkü “sanat” kelimesi, her ne kadar “güzel sanatlar”a eşlik eden anlamlar taşısa da, eski anlamlarının tortularını üzerlerinde taşımaktadırlar. Örneklersek 18. yüzyıldaki kırılmanın ardından incelik, yaratıcılık ve hayal gücü gibi eski zanaatçı/sanatçı imgesinin bütünüyle soylu nitelikleri tamamen sanatçıya yakıştırılırken, zanaatçının yalnızca yeteneğe sahip olduğu, kurallarla çalıştığı ve işini para kaygısıyla yaptığı dile getirilmiştir. Modern sanat sistemi bir 18. yüzyıl icadının sonucu olarak görülebilir. Gerçekten eski Yunan yazarlarında, Rönesans ressamlarında ve 17. yüzyıl filozoflarında modern güzel sanatlar, sanatçı ve estetik ideallerinin kimi yönlerini bölük pörçük bulabilirsiniz. Fakat bu düşüncelerin düzenleyici bir söylem ve kurumsal sistem oluşturacak şekilde bir araya gelmesi ancak 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşmiştir. 18. yüzyıldan önce ne modern güzel sanatlar, sanatçı ve estetik düşünceleri, ne de bunlarla ilintilendirdiğimiz pratikler normatif bir sistem oluşturmazken, 18. yüzyıldan sonra modern sanat sisteminin başlıca kavramsal karşıtlıklarıyla başlıca kurumları büyük ölçüde oturmuş ve o zamandan beri düzenleyici durumdaydı. “Bu şey gerçekten sanat mı?” veya “Sanat’la toplum arasında nasıl bir ilişki var?” gibi sorular, ancak modern sanat sisteminin özerk bir alan olarak yerleşmesinden sonra sorulur olmuştur.

Sanatla, zanaat aslında ezelden beri ayrıdır; ne var ki ilk zamanlar bunlar birbirlerinden ayrı değerlendirilmemiş, bunun yerine taklit kavramının çatısı altında birleştirilmiştir. Sanatın özünün “cisimleşmiş anlam” olduğunun açığa çıkmasıyla birlikte sanatın dehayla ilgili olduğu anlaşılmıştır.

Sanatın bundan böyle “anlatısal bir yönü” yoktur. İşte Arthur Danto, tartışmalı “sanatın sonu” tanımıyla bunu kastediyor. Bu kışkırtıcı tanım, sanatın kendi özünü arayış çabasının bittiğini söylüyor. Artık bir daha asla dönemeyeceğimiz eski sanat sistemiyle birçoklarının aşmaya uğraştığı modern sanat sisteminin ötesinde üçüncü bir sanat sisteminin olup olmayacağı sorusu ise hem mümkün, hem de acil bir soru olarak önümüzde durmaktadır.


(*) 1 Mayıs 2008 günü itibariyle her hafta bir yazı olarak hazırlayacağım "ZEITGEIST (ZAMANIN RUHU) KAVRAMI ÜZERİNE" isimli yazı dizisinin ilkini aşağıda siz okurlara sunuyorum: