adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Yazılar  |  Duyurular  |  İletişim
 
  2016 YILININ İLK 6 AYINDA SANATIN BAŞINA GELENLER...

SEVGİLİ ARKADAŞIM TİYATRO SANATÇISI MEHMET ESATOĞLU'NUN BENİMLE PAYLAŞTIKLARINI BEN DE SİZLERLE KÖŞEMDEN PAYLAŞIYORUM...

 

Ocak- Şubat 2016/ Sanat Alanına Saldırılar

                                                                                                                      Sanat Meclisi

 

Saldırılar 2016 yılıyla birlikte hız kesmeden devam etti, sanat alanlarından bireysel sanatçılara kadar her kesim bu saldırılardan nasibini aldı. 

 

Balıkesir'in tek özel sanat merkezi olan Balıkesir Sanat Merkezi (BSM) bir süredir takipte. Çeşitli tiyatro oyunlarının sahnelendiği, çocuklara özel etkinliklerin gerçekleştirildiği BSM; geçtiğimiz günlerde Emniyet, Valilik, Belediye ve Milli Eğitim'den gelen ekiplerce incelemeye alınmış ve dersanelerle ilgili yasal düzenlemelerle ilişkilendirilerek kapatılması gündeme gelmişti. 7 Ocak 2016 günü mühürleme işlemi için yapılan tebligatla kapatılmasına karar verilen BSM'nin imdadına İdare Mahkemesi yetişti. Mahkeme, "davalı idarenin savunması ve ara karar süresinin 30 gün olarak belirlenmesine, ara karar gereklerinin belirtilen sürede eksiksiz ve usülüne uygun olarak yerine getirilmesinin yasal bir zorunluluk olduğu" hükmüyle yürütmeyi durdurma kararı verdi. 

 

İstanbul’da Tophane Parkı’ndaki “işçi heykeli” yeni bir tehdit altında. 1961'den 1973'e sayıları 865.000'e varmış olan Almanya'daki işçilere atfen düşünülen “İşçi Anıtı”, o dönemde Almanya Göçmen İrtibat Bürosu olarak iş gören Tophane'deki İş ve İşçi Bulma Kurumu binasının karşısına yerleştirilecekti. Bu bina Alman doktorların işçi adaylarını küçük düşüren tıbbi kontrolleri yüzünden kötü bir şöhrete sahiptir. Tophane'nin yakınındaki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesinde görev yapan sanatçı Muzaffer Ertoran halıhazırda bir işçi heykeli modeli üzerine çalışmıştı ve bu işle görevlendirildi. Anıtın dikilmesinin peşisıra saldırılar da başladı. İşçi figürünün önce parmakları, sonra elinde tuttuğu balyoz, ardından da kolu kırıldı. Yüzü katranla sıvandı, nihai olarak tamamen parçalandı. Sanatçı heykeli birçok kere tamir ettiyse de saldırganlar ısrarcıydı; bir süre sonra heykel doğal koşullarla daha da aşınmak üzere o kötürüm haliyle bırakıldı. Sanatçı Muzaffer Ertoran bir röportajında şöyle diyor: "Birkaç kez heykeli tamir ettim. Ama artık bıraktım. Yıllarca her gün bir parçasını kırdılar. Henüz tamamen tükenmedi. Bir makine gelir de onu topraktan sökerse ‘oh sonunda tükendi bitti’ diyeceğim"

Ocak 2016’da heykelin bulunduğu parkta tadilata başlayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi heykeli bulunduğu yerden söküp çıkardı. Sanatçılar ve sanatseverler tadilat bitimi heykelin başına gelecekleri endişe içinde bekliyor.

 

2016 da çocuk oyunları da engellemelerden nasibini alıyor. İlk ve ortaöğretim okullarında 2002 yılından bu yana sahnelenen “Kayıp Satranç Taşlarım” adlı çocuk oyununun Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “sakıncalı” bulunduğunu belirtti. Ancak aynı oyuna komşu ilçe Yenimahalle Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 3 Aralık 2015’te izin verildiği ortaya çıkınca Ankara Milletvekili Necati Yılmaz Milli Eğitim Bakanı’na mecliste cevaplaması için bir soru önergesi verdi.

 

İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği (İŞTİSAN), büyükşehir belediyesine bağlı kurumda taşeron işçi statüsünde çalıştırılan Çimen Baturalp’in, oyunu devam etmesine karşın iş akdinin yenilenmeyerek işten çıkarılmasıyla ilgili bir açıklama yayımlandı. “Pratikte hiçbir sebebi olmayan bu durumun arkadaşımızın muhalif bir parti ilçe örgütüne kayıt olmasıyla bir ilgisi olduğunu düşünmek bile istemiyoruz!” denilen açıklamada, ifade özgürlüğüyle ilgili kaygılar dile getirildi.

 

Sanat Meclisi içinde yer alan Samsun Sanat Tiyatrosu bir yandan geçen sonbahardan bu yana büyük bir Anadolu turnesi gerçekleştiriyor öte yandan da baskılarla boğuşuyor. Yaşar Gündem yolladığı açıklamada şöyle sesleniyor: "5 Ocak 2015 günü saat 15.00 da hareket edeceğiz Samsun’dan Anamur'a. Emniyetten gelen davet telefonu nedeniyle hareketimiz biraz ertelendi. 2014-2015 sezonunda Bergama'da sergilediğimiz DİREN adlı oyunla ilgili suç duyurusunda bulunulmuş. Biz suçu işlemişiz, emniyet bize ancak ulaşabilmiş. Türkiye'deki bürokrasinin hantallığına çok güzel bir örnek. Neyse biz sahnede Soma'dan bahsetmişiz. Evet... Sahneden gezide ölen çocukları anmışız... Kesinlikle evet... Sivas'ı dillendirmişiz... Zaman aşımına karşıyız; bir daha evet. Ayakkabı kutusu, kutuyu ben icat etmedim. Evetttttt. Torba yasa, üç çocuk, g.tünün kılı olayım vs... vs...Yahu ben de bir şey var sandım. Bunlar günlük hayatta olan ve konuşulan şeyler. Suçluysam eyvallah. Asıl kötüsü bunların halk tarafından normal karşılanması. Peki, biz şimdi yine her zamanki gibi yollara düştük. Doğru bildiğimizi dosdoğru söylemeye. Nereye mi, ta halkın nabzına, yüreğine; korumasız, yalın ve olduğumuz gibi"

 

İzmir’in Kiraz ilçesinde Eğitim-Sen temsilciliği tarafından Sağlık Meslek Lisesi Konferans Salonu'nda düzenlemeyi düşündüğü ve şair Şükrü Erbaş’ın katılacağı şiir dinletisine Kiraz İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yasak getirildi. Getirilen yasağa herhangi bir gerekçe bulunamazken Eğitim-Sen tarafından etkinlik yeri değiştirilerek düğün salonu kiralandı. Ancak etkinliğe birkaç gün kala düğün salonu sahibi tarafından yine herhangi bir gerekçe gösterilmeden etkinliğin yapılamayacağı açıklandı. Son çare olarak Kiraz’da bulunan tek otel olan Koru Otel’e alınan etkinlik için İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden ilginç bir kısıtlama getirildi. Emniyet Müdürlüğü ile yapılan görüşmede şair Şükrü Erbaş’ın şiirlerini ancak “oturarak” okuyabileceğini, dinleti esnasında oturduğu yerden ayağa kalkması ve şiirlerini ayakta okuması durumunda “Emniyet Güçleri” tarafından müdahalede bulunulacağı belirtildi.

Müdahale tehditleri nedeniyle Koru Otel yönetimi tarafından da “salon dolu” denilerek iptal edilen etkinlik 13 Ocak tarihinde Eğitim-Sen Ödemiş temsilciliği tarafından Ödemiş İlçesinde gerçekleştirildi.

 

29 Ocak 2016 da Grup Yorum’un, İsmet İnönü Kültür Merkezinde yapacağı konser,  İzmir Valiliği tarafından “konserde terör örgütü propagandası yapılması olasılığı” nedeniyle yasaklandı. Ancak yasağa rağmen Grup Yorum dinleyicileri konser alanına geldi. Grup Yorum ekibi de konser vermek için gelince önlem amaçlı gelen polis ekipleri müdahale etti ve Grup Yorum üyesi 7 kişiyi gözaltına aldı. Konseri dinlemek için gelenler yasağa rağmen konser vermek isteyen grup üyelerinin gözaltına alınmasını engellemek isteyince arbede yaşandı. Grup Yorum üyesi ile birlikte 29 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alma sırasında topluluğun gitaristi İbrahim Gökçek’in parmağı kırıldı.

Aradan yaklaşık 1 ay geçtikten sonra 25 Şubat 2016 akşamı ise, Gazi Mahallesinde, durağa gelen otobüse yetişmek için koşan Grup Yorum elemanı İbrahim Gökçek ve Ali Aracı’nın üzerine çullanan bir grup polis, Ali'nin kolunun dirsekten kırılmasına sebep oldu ve ardından da gözaltına aldı. Ali Aracı serbest bırakılırken, İbrahim Gökçek 2 yıl önce katıldığı Berkin Elvan anması gerekçe gösterilip tutuklandı.

 

Mimari alanda bir saldırı da Beyoğlu’nun simge yapılarından Narmanlı Han’a oldu. İstiklal Caddesi'nde 1831 yılında inşa edilen bina Beyoğlu'nun en güzel mekanlarından biri.  Ahmet Tanpınar gibi sanatçıların da yaşadığı bina Narmanlı ailesi tarafından 57 milyon dolara Mehmet Erkul ve Tekin Esen’e satıldı. Satışın ardından binanın ne olarak kullanılacağı merak konusuydu. Otel ya da AVM yapılacağı söylentileri çıkmıştı. Projenin restorasyonunu yapacak mimar Sinan Genim, rölove/restitusyon projesinin koruma kurulunda onaylandığını restorasyon projesinin ise hazırlanma aşamasında olduğunu söyledi. Genim "olduğu gibi binayı restore edeceğiz, biraz modernleştireceğiz. Otel ya da AVM nasıl olsun, 1000 metrekarelik yer, mekan büyük değil. 7 dükkan 2 lokanta olacak. Kaliteli dükkanlara bakacağız. Galeri tarzı, sanat kurumları tarzı bir şey yapmak istiyoruz. Sanatsal ağırlıklı dükkanlar olacak. Ama tabii bunlar arz talep meselesi. Mesela İstiklal’de Pera kitabevi bile kira artışı nedeniyle kapanmak zorunda kaldı” ifadelerini kullandı. Beyoğlu Kent Savunması'ndan avukat Eren Can ise, esas olarak böyle tarihi bir mekanın kamulaştırlarak kamusal bir alan olarak kullanılması, içinde yaşayan ve çalışanların korunması gerektiğini belirtti. “Ancak devlet kamu malını bile özel şirkete devrederken bir alanı kamulaştırmasını beklemek hayal olur. Narmanlı Han tarihi bir bina olarak aslına uygun restore edilmeli ama ayrıca içindeki esnafıyla da korunmalı. Sonuç olarak bina restore edildikten sonra soylulaşacak, bu sınıfsal bir duruma tekabül ediyor. Biz restorasyon sürecinin takipçisiyiz." Can, henüz proje geçmemesine rağmen binaya iskele kurulduğu için belediyeye dilekçe verdi ve bunu İstanbul 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne de iletti. 

 

 

Mart 2016’da Sanat Alanına Yapılan Saldırılar ve Hak İhlalleri

 

Sanat Meclisi

 

 

·       Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde 17 yıldan beri faaliyet yürüten Halk Bilim Topluluğu tarafından yapılan açıklamada; bu yılki şenliğin Biga Emniyet Müdürlüğünce uygun görülmediği iddia edildi. Öğrenci topluluğu üyeleri; 1 Mart tarihinde belediye kültür sarayı salonlarında               gerçekleşecek olan şenlikte, okula bağlı diğer topluluklara izin verilmesine rağmen, içeriği uygun bulmayan Biga emniyeti tarafından kendilerine engel çıkarıldığını söylediler. Bu gerekçeyi anlamakta zorlanan öğrenciler, emniyete şu soruyu sormuşlar: “Bizim şenliğimiz; halkın türküleri, oyunları ve yine halkın içinden çıkan şairlerce yazılan şiirlerdir… Bunun neresi uygun değildir?”  

 

·       Türkiye sinemasının önemli oyunculardan Füsun Demirel;  uğradığı sosyal medyada yürütülen linç kampanyasından sonra, rol aldığı dizi geçici süreliğine (şimdilik 1 hafta) askıya alındığı açıklandı. Demirel, 13 Mart 2016 günü Cumhuriyet gazetesinde Ezgi Atabilen'e verdiği söyleşide "Oynamak istediğiniz bir rol kaldı mı?" sorusuna, "Çok var. Mesela o dağlardaki gerilla kızları oynamayı çok istedim. Belki bir gerilla annesi olurum artık ya da anneannesi. Kadınların özgürleşmesi adına çalışmak ve üretmek istiyorum. Bütün bir hayatımı buna adadım. Ölene kadar da devam edeceğim. Her şeye rağmen inadına kahkaha! Çünkü kadınlar bu toplumda gerçek acıyı çeken taraf. Sayın Erdoğan’ın da dediği gibi, bir kere anne. Bu ülkede yapılan bütün bu zulüm ve neredeyse iç savaş sırasında, en büyük acıyı anneler, yani kadınlar yaşadı" şeklinde bir yanıt vermişti. Başarılı oyuncunun sözleri sosyal medyada linç diliyle tepki görmüş, ardından da ATV adlı kanal tarafından, Demirel'in rol aldığı 'Aile İşleri' adlı dizinin tepkiler nedeniyle bu hafta yayımlanmayacağı belirtilmişti. Bu gelişmelerden sonra konuya ilişkin bir açıklama yapan Demirel, "Röportajda da gayet net bir şekilde ifade ettiğim gibi; uzun yıllardır bu topraklarda akıtılan kanı destekleyen, körükleyen her kesime eleştiri vardır. Yaşanan bu vahşeti görmezden gelmenin imkanı yoktur. Ölen her erkek, kadın, çocuk, asker, polis, sivil halk vs demeden hepsi bizim insanımızdır. Bu acıyı çok derinden hissediyorum" dedi. Oyuncular Sendikası ve oyuncu Macit Koper ise, “Sen kendi dağında bir gerillasın zaten, sakın bu aptallıklara darılıp da inmeye kalkma” diyerek Demirel’e yapılan haksızlığa karşı çıkarak desteğini sundu.

 

·       Bursa’nın Yıldırım ilçesine bağlı Şirinevler Mahallesinde, 15 Mart akşamı yapılan Newroz kutlaması kapsamında sahneye çıkıp konser veren 5 sanatçı gözaltına alındı, ikisi emniyet ifadesinden sonra bırakıldı serbest bırakıldı. Etkinlikte sahne alan Sarya Kültür Merkezi sanatçıları Kadir Kuş, Yılmaz Tekeş ve Hamza Atagan ise 17 Mart 2016 günü sevk edildikleri mahkeme tarafından tutuklandı.

 

·       İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa Devlet Tiyatrolarında sürgün anlamına gelen bir genelge yayınlandı. Genelgeye göre “görevi bulunmayan” sanatçılar artık ihtiyaç duyulması halinde taşrada bulunan Devlet Tiyatrolarında görevlendirilecekler. DT’nin bu uygulaması özellikle muhalif olan ve bir dönemdir oyunları iptal edilen, görevi bulunmayan, oyuncular için olacağı şeklinde yorumlandı. Şu anda emeklilik vb. nedenlerden dolayı 300 kişilik kadro eksiği olan DT’de, sözleşmeleri devam eden pek çok muhalif sanatçının soruşturmalardan ve oyunlarının kaldırılmasından dolayı görevi bulunmuyor.  Bu genelgenin; özellikle muhalif olan ve bir dönemdir görevi bulunmayan, oyunları iptal edilen oyuncuları kapsayacağı düşünülüyor. Diğer yandan, karşılıklı olarak imza atılan sözleşmeler devam ediyor. Bir görev tanımlanmayan sanatçılara görev verilmiyor fakat yoğun bir şekilde dışarıdan yevmiyeli sanatçıların çalıştırılıyor. Yeni görev yerini ya da yöntemini kabul etmeyen sanatçılar ise, istifa ya da emeklilik gibi kararlar almaya zorlanıyor. 

 

·       İstanbul’un İstanbul’un Konstantinopolis olduğu zamanlarda; Fatih İlçesinde deniz kıyısında bulunan ve Bizans dönemine ait olan Büyük İmparatorluk Sarayı kompleksi içinde yer alan 1600 yıllık Bukoleon Sarayı tamamen yok oluyor. Bukoleon, demiryolu, yapılaşma ve kısmen sahil yolu çalışmaları nedeniyle oldukça tahrip olmuş durumda.  Doğrudan Marmara deniz surları üzerinde inşa edilmiş olan sarayın, merdivenlerle inilen bir limanı bulunmaktaydı. Bu liman tamamen imparatorların kullanımı için ayrılmıştı. Şimdilerde ise bakımsızlıktan harabe haline dönen saray, acil bir bakımdan geçmezse tamamen yok olacak. Sarayın balkonlu kısmı yoğun bir bitki örtüsü tahribatı altında ve üzeri sarmaşıklarla örtülmüş durumda. Kuzey tarafı 1870’lerde yapılan demiryoluna bakan sarayın bu kısmında yoğun tahribat görülmekte. Demiryolunun beton duvarları ise yapının duvarlarına dayandırılmış. İskele kısmına inen basamaklı rampanın altında kalan sarnıcın içi ve çevresinde ise yoğun bitki örtüsü var ve çöplerle dolu. Bu saray, Marmara Denizi kıyısında bugünkü Cankurtaran ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı mevkiinde, Küçük Ayasofya’nın hemen doğusunda bulunan ve bugüne yalnızca kalıntıları kalmış bir Bizans sahil sarayıdır. Hıristiyanlık öncesi dönemlerden geldiği sanılan ismine bakılırsa, tarihi çok eskilere gitmektedir. Bukoleon Sarayı; İmparator 2. Theodosios (408-450) tarafından yaptırılmış, bilinen ve hala görülebilen kısımları ise büyük olasılıkla Teofilos zamanında (829-842) eklenmiştir.

 

·       Rengin Gökmen Davayı kazandı. Eski Kültür Bakanı Ömer Çelik'in bakanlığı döneminde, bakanlık müsteşar yardımcılarının önerisi üzerine TÜSAK yasa tasarı taslağına karşı çıktığı için Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevinden alınan orkestra şefi Prof. Dr. Rengin Gökmen, kararın iptali için açtığı davayı kazandı. İdari Mahkeme, kararı "esastan" bozarak Gökmen'in göreve iade edilmesi gerektiğine hükmetti. Bakanlığın itiraz etme seçeneği bulunmayan kararın, 8 Nisan'a kadar uygulanması gerekiyor. Daha önce mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı Bakan Mahir Ünal tarafından uygulanmış ancak bakanlığın yaptığı itiraz kabul edilerek mahkemenin "esastan" vereceği kararın beklenmesi istenmişti. Bunun üzerine, bakanlık sözlü bildirimle mevcut vekil Selman Ada'nın makama oturmasını söylemişti.

 

·       Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü öğrencileri, her yıl 27 Mart’ta dünya çapında kutlanan Dünya Tiyatro Günü için bu yıl da hazırlık yapmışlardı. Ancak okul yönetimi öğrencilerin sahneye taşıyacağı oyun için ‘sahne’ izni vermedi.  Öğrenciler okul yönetiminin kendilerini “cezalandırmak” istediğini söylerken, okul yönetimi  “tadilatı” gerekçe gösterdi. Öğrenciler, kendilerine uygulanan cezanın perde arkasını şöyle açıkladılar: “Bizler, okulumuzda yaşanan, yaşadığımız ve yaşanması mümkün olan konuları dile getirmek ve okulumuzun eğitiminin daha iyi noktalara gelmesi için Rektörlüğümüze e-posta gönderdik. Çünkü psikolojimizin bozulmasına neden olan durumlar yaşadık, bu problemleri okul içinde çözmek istedik ancak dikkate alınmadık. Rektörlüğe e-postalar gönderildikten sonra okul yönetimi bizlerle bir toplantı yaptı ve okuldaki tüm faaliyetleri -27 Mart Dünya Tiyatro Günü dahil- askıya aldığını söyledi. Bu toplantı kamera ile kayda alındı. Tiyatro bölümüne sahibi bir konservatuvarın yılda bir gün olan Dünya Tiyatro Günü’nü engellemesi öğrencileri duygusal olarak hezeyana uğrattı. Üniversitenin internet sayfasında 24 Mart’ta sahnelenecek ‘Hayvanat Bahçesi’ ve 27 Mart’ta sahnelenecek ‘80 Günde Devri Alem’ adlı oyunların iptal duyurusu yapıldı. Daha sonra okul panolarına ‘konservatuvar binasının tadilatı nedeniyle 27 Mart günü kapalı olduğu ’ şeklinde bir yazı asıldı.”

 

·       27 Mart 2016 Dünya Tiyatro Günü başlayıp 10 Nisan’a kadar sürecek olan “10. Ankara Uluslararası ETHOS Tiyatro Festivali” için talep edilen sahne, DT’den “ret” yanıtı aldı. Festival yönetimi, uluslararası bir festival olan ETHOS’ta izleyici ile buluşacak oyunlarını Bombus Cafe, Deli Sanat, Ertan Gösteri Merkezi, Ankara MSM Panora AVM, Ankara Sanat Tiyatrosu, Sahne Parça, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi gibi sahnelere taşıdı. Devlet Tiyatrosu daha önce de oyuncu Levent Üzümcü’nün rol aldığı “Anlatılan Senin Hikâyendir” adlı oyun ve Kültür Sanat Sen’in İstanbul’da gerçekleştireceği “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” etkinliği için de sahne tahsisine izin vermemişti.

 

·       Devlet Tiyatroları’nın 40 yıllık oyuncusu Tarık Ünlüoğlu’nun primi haksız bir biçimde kesildi. Tiyatro kadrosunda yer alan oyunculara üç ayda bir verilen prim Üçbin iki yüz lira tutarındaydı. Ünlüoğlu, “Ben paranın değil itibarımın peşindeyim. 40 yıldır oyuncuyum. Tam emekliye ayrılacağım bir dönemde bana bunu yapıyorlar. İtibarımı, oyunculuğumu zedeliyorlar. Ben bu yüzden itiraz ediyorum” şeklinde bir açıklama yaptı. Gelen haberler ise, Genel Müdür Nejat Birecik’in “orta” notu vermesi yüzünden priminin kesildiği yönündeydi.

 

·       Denizli merkezdeki Kayalık Caddesi’nde yer alan tarihi sütun, esnaf tarafından oturak olarak kullanılıyor. Denizli çevresinde bulunan antik kentlerden geldiği düşünülen tarihi sütunun koruma altına alınması için vatandaşlar çağrıda bulunuyor.

 

·       Anadolu 58. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya; hakkında zorla getirme kararı bulunan Fazıl Say, müşteki Ali Emre Bukağılı ve taraf avukatları katıldı. Suçlamaları kabul etmeyen Fazıl Say, söz konusu tweeti kendisinin gönderdiğini belirterek 2 sayfalık yazılı savunma sundu. Suça konu tweetlerinde hakaret ifadesi ve kastı olmadığını kaydeden Fazıl Say, "Şikayete konu ifadelerde müştekinin adı dahi geçmemektedir. Kendisiyle şahsi bir husumetim bulunmamaktadır. Sosyal medya hesaplarımı takip ederek her fırsatta şahsımı şikayet etmektedir. Fazıl Say isminin marka değerini kullanarak basın yayın araçları ile kendisini göstermeye çalışmaktadır" dedi.
Sosyal medya ve basın yayın araçlarında, dünya görüşü ve fikirleri nedeniyle çok ağır hakaret ve küfürlere maruz kaldığını söyleyen Say, “Saldırılara rağmen hiçbir ifademde kişileri hedef almadığım gibi adli yollara başvurmayı tercih etmem. Eleştirilerim ve sitemlerim tamamen yaşanan olaylara ilişkindir. Bu eleştiri ve sitemlerim benim Anayasa ile güvence altına alınmış ifade özgürlüğüm kapsamındadır" ifadelerini kullandı. İstanbul 19. Asliye Ceza Mahkemesi'nde de yargılandığını anımsatan Fazıl Say, "Davaya katılanlar ve vekilleri 'otistik' olduğumu iddia etmek suretiyle şahsıma hakaret etmişlerdir. Görüşlerim ve muhalif kişiliğim nedeniyle birçok hukuksuz uygulamaya da halen maruz kalmaktayım. İfadelerim de bu yargılama sürecinde uğramış olduğum haksızlıklara yönelik bir serzeniş ve eleştiriden ibarettir. Dolayısıyla hiçbir paylaşımım müşteki veya bir başkasını şahsen hedef almış değildir. İfadelerim tamamen genel ifadelerle yaşananlara ilişkin eleştirilerimden ibarettir" dedi.
Müşteki Ali Emre Bukağılı ise tweetler ile kendisine hakaret edildiğini söyleyerek, "Şikayetim devam etmektedir. Ben her şeye dava açan biri değilim. Fazıl Say'ın çok fazla söylemleri bulunmakta, bunlara hiç kimse bir şey demiyor. İfade özgürlüğü savunucusu gibi görüntü vermeye çalışıyor" dedi, duruşma ertelendi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede ise, Fazıl Say'ın 2014 yılı Nisan ayında Twitter üzerinden Ali Emre Bukağılı'ya yönelik hakaret içeren paylaşımlar yaptığı belirtildi. Fazıl Say hakkında, "Sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret" suçundan 3,5 aydan 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi'ne dava açıldı.

 

·       Sanata saldırılardan Grup Yorum’da payını aldı. Grup Yorum’a yapılan baskılar ulusal sınırları da aşarak uluslararası bir boyut kazandı.  Grup yorum Anadolu Halk Koroları'nın 6 Mart 2016 Cumartesi günü Şişli Kent Kültür merkezi'nde vereceği konser İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı. Anadolu'nun 8 ilinden gelen 126 koro üyesinin vereceği ve Anadolu halk türkülerinin seslendirileciği konser konserin bir gün öncesinde yasaklandı. İtiraz hakkı da ellerinden alının Grup Yorum Anadolu Halk Korolarının üyeleri konseri Okmeydanı'nda Sibel Yalçın parkı'nda düzenlemek zorunda kaldı.

 

·       Grup Yorum elemanları gözaltına altına da alındı. Sultan Gökçek, Helin Bölek, Fırat Kıl, Diyan Poyraz Almanya Konsolosluğu önünden gözaltına alındılar. Yaklaşık bir yıldır vize verilmeyerek Avrupa'da konser vermeleri engellenen Yorum elemanları Avrupa'ya çıkışlarını Almanya Devleti tarafından engellenmesini ve konser yasaklarını protesto etmek ve tutuklu grup üyesi İbrahim Gökçek'in serbest bırakılması için basın açıklaması yapmak istedi. Bağlaması, gitarı ile basın açıklaması yapmak isteyen grup üyeleri AKP bağlamadan, gitardan, türkülerden bile korkuyor ifadesini kullandılar. Konser ve seyahat hakkını isteyen grup üyerile polis tarafından yakapaça gözaltına alındılar. 

 

·        Tutuklu Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek'in 29 Mart 2016’da Çağlayan Adliyesi'nde görülen mahkemesi öncesi açıklama yapmak isteyen grup üyeleri Dilan Balcı, Helin Bölek, Dilan Poyraz gözaltına alındı. 

 

·       Grup Yorum'a demokratik geçinen Avrupa ülkeleri de baskı yapmaya başladılar. Almanya’nın ardından Fransa da topluluğa vize engeli koydu. 26 Mart 2016’da Fransa'da gerçekleşecek olan konserleri için Fransa Konsolosluğu'na başvuran Grup Yorum'a gerekçe gösterilmeden vize verilmedi. Uzun zamandır vize alamayan grup üyeleri vize başvuru için gerekli tüm bilgi ve belgelerin konsolosluğa ulaştırılmasına rağmen vize alamamalarını siyasi bir karar olarak değerlendirdiklerini söyleyip itiraz edeceklerini belirttiler. 

 

 

 

Nisan 2016/ Sanat Alanına Saldırılar ve Hak ihlalleri

                                                                                             

Sanat Meclisi

 

·       Ülkemizin Nisan ayı da; halka, emekçilere, gençliğe olduğu gibi sanatsal alana da yapılan saldırılar konusunda oldukça yoğun geçti. Öğrenciler için son yıllarda adeta bir yasak cehennemi olan İstanbul Üniversitesinde; güvenlik görevlileri tarafından, bundan sonra fakülteye herhangi bir müzik enstrümanıyla girmenin yasak olduğunu söyledi. Olay, İktisat Fakültesinde yaşandı. Bu yeni yasağın gerekçesini soran öğrencilere cevap olarak ‘Newroz kutlamalarında olay çıktı bu nedenle okul yönetimi artık okulda enstrüman istemiyor’  denildi. Kemanına el konulan Büşra Aydın, bu olayı şöyle değerlendirdi; ‘Üniversitede birçok öğrencinin sosyal faaliyet göstermesini engellemelerine anlam veremiyorum. Okulda zaten sanatsal kültürel anlamda yok denecek kadar kısıtlanmış durumdayız. Üniversite öğrencileri böyle sindirilmek isteniyor. Sadece derslere giren ve sınavlara gelen bir öğrenci profili yaratmak istiyorlar. Üniversite bizim aynı zamanda sosyal yaşam alanımız. Bu alanı elimizden almak istiyorlar. Bu ülkede her şeyi çalmak serbest, haklarımızın çalınması serbest ama keman çalmak yasak!’.

Okul yönetimine ilgili yasağın gerekçesinin bildirilmesine ilişkin dilekçe verildiği ve gelecek cevabı çok merak ettiklerini söyleyen Büşra, güvenlik görevlilerin kendisine ‘saçma ama söyleneni uygulamak zorundayız’ dediklerini belirtti.

 

·       Geçtiğimiz günlerde verdiği röportajda ‘Bir gerilla annesini oynamak isterdim’ sözünün ardından rol aldığı diziden çıkarılan ve sosyal medyada linç edilen oyuncu Füsun Demirel’e Uluslararası Oyuncular Federasyonu’ndan (FIA) destek geldi. FIA, Füsun Demirel’in işinden atılması üzerine “Bugünlerde Türkiye’de Oyuncu Olmak” başlıklı bir bildiri yayınladı, şöyle denildi:

“Oyuncunun işi rol yapmak, hayatı tasvir etmek ve seyircilere onların duygularıyla yankı bulacak hikâyeler anlatmaktır. Gerçek olaylara dayanan veyahut tamamen kurgusal olan bu hikayeler eğlendirmek, eğitmek, insan türünün milyonlarca katmandan oluşan karmaşık seyahati konusunda farkındalık veya empati yaratmak için anlatılır. Oyuncular herhangi bir karakteri canlandırmak üzere eğitilir. Bu onların yaşamak için yaptıkları yegâne eylemdir. Onların mesleğidir. Bir kahramanı veya bir kabadayıyı oynuyor olmak onları bunlardan biri yapmaz.  Oldukları gibi kalırlar: yetenekleri ile izleyicilerin onları oynadıkları rolle özdeşleştirmesini sağlayan birer yaratıcı kültür işçisi.

Son zamanlardaki bu tedirgin edici olaylardan birinin de odağındaki isim, bir gün kurgusal bir hikâyede gerilla annesi rolünü oynamaya ilişkin profesyonel ilgisini dile getirdiği için konuşulan ve dahası utanılan oyuncu Füsun Demirel. Demirel’in bu röportajda yaptığı öteki kişisel yorumlar belli ki bağlam dışında bırakılmış ve ona karşı çarpıtılmış. Röportaj üzücü Ankara patlamasının gerçekleştiği gün yayınlandı. Bu öyle ses getirdi ki, Demirel’in çalıştığı televizyon programındaki işine bir misilleme ile son verildi. Kamuoyu ve sosyal medya oyuncuları rolleri ile yersiz şekilde özdeşleştirmeye yeltenmemeyi öğrenmelidir”.

 

·       Ülkemizde sanat alanında yaşanan baskılardan yurt dışındaki sanat insanları da nasibini alıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret içerdiği iddia edilen bir şiir okuyan Alman komedyen Jan Böhmermann'ın ZDF televizyonunda yayınlanan programı iptal edildi. Komedyene polis koruması verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan taraftarı muhtemel bir saldırı karşısında yakın koruma tahsis edildiğini duyurdu. Fiziksel korumanın yanı sıra ek güvenlik önlemleri alındığı bildirilirken, koruma nedeniyle Jan Böhmermann'ın birçok programının iptal edildiği belirtildi.

 

·       Behçet Necatigil'e Sansür !                                                                                         2016 yılı, çağdaş edebiyatımızın en saygın, en özgün şairlerinden Behçet Necatigil’in doğumunun 100. yılı. Nisan başlayarak bir dizi etkinlik düzenleniyor. Necatigil’in kızı, öykücü ve romancı Ayşe Sarısayın, bu etkinliklerin yolunda gitmesi için uzun bir süredir yoğun bir çalışma içinde. İktidar yanlılarının, her türlü muhalif sesi susturma çabalarının bağnaz karaltısı, bu ülkenin en büyük şairlerinden birinin 100. doğum günü kutlamasının üstüne de düştü. Türk Edebiyatı dergisi, derginin yazı işleri müdürü ve yazarı Funda Özsoy Erdoğan’ın Sarısayın’la yaptığı söyleşiyi, Necatigil’in 100. yılına ayırdığı Mart sayısında yayımlamaktan vazgeçmiş. Vazgeçmiş ne söz, düpedüz sansürlemiş. Şairin kızı Ayşe Sarısayın "röportajın yayımlanmama gerekçesi sosyal medyadaki paylaşımlarım değil, Barış İçin Edebiyatçılar İnisiyatifi’nin bildirisine imza vermiş olmam. Bana iletilen yazılı bilgi böyle." diyor.

 

·       Bilgesu Erenus’un Gezi direnişini bir halk ayaklanması olarak yansıttığı oyunu Bukalemun, seyircili provasından sonra  gösterimden kaldırıldı. Karmadrama Tiyatro Topluluğu, facebook hesabından yaptıkları açıklamayla oyunun kaldırılma nedenini şöyle açıkladı: “Tiyatro sanatını, bu sanatı icra eden oyuncularımızı, tiyatro insanlarını, döktüğümüz terleri, göz nurumuzu, bizden sevgisini ve desteğini esirgemeyen ailelerimizi, sevdiklerimizi ve tiyatroya gönlünü vermiş seyircilerimizi korumak adına ‘Bukalemun’ adlı oyunu gösterimden tamamen kaldırmış bulunmaktayız”.

                 Erenus’un nisan 2014’te Yar Yayınları’nca basılan, 1968 kuşağı ile Gezi gençlerini        

                 buluşturduğu oyunu Bukalemun’un arka kapağında şu satırlar yer almaktaydı:        

                “Mesleksel anlamda bir vasiyet sanılmazsa, oybirliğiyle Devlet Tiyatrosu’nca kabul    

                 görmeyen oyunum Bukalemun’u ilk oynayacak olan gruptan şöylesi bir beklentim                            

                var; oyun afişinde devlet değerlendirme kurulunun isimlerine tek tek yer verilsin”.

                1 Nisan’da Dünya prömiyeri yapılması planlanan oyunun kaldırılmasına ilişkin     

                Erenus, kararı sansürün getirdiği otosansür olarak değerlendirdi. 

 

·       Antalya Arkeoloji Müzesi’nde restorasyon rezaleti yaşandı.

Antalya Arkeoloji Müzesi, 2012 yılındaUNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmeyi başarmıştı. Kültür Bakanlığı geçen hafta, Hitit, Frig ve Likya dönemine ait heykellerin sergilendiği müzede kapsamlı bir restorasyon çalışmasına başladı. Kültür Bakanlığı’nın yürüttüğü restorasyon çalışmaları sonucunda, kolu, bacağı yada vücudunda bir uzvu eksik olan tarihi heykellerin bir çoğuna, alçıpandan kol, bacak, gövde, boyun ve kafa gibi uzuvlar eklendi. Konuyla ilgili olarak bir açıklama yapan Antalya Arkeoloji Müzesi Genel Müdürü Nurettin Şen, heykellerdeki eksik uzuvların aslına uygun olarak tamamlandığını, tarihi ve geçmişi büyük zenginliklerle dolu olan bir ülkenin müzesine böyle eksik heykellerin yakışmayacağını söyledi. Şen en kısa zamanda müzedeki gövdesi olan ama kafası olmayan ya da sadece kafadan oluşan tüm “ucube heykel” lerin tamamlanması için çalışmalar başlattıklarını da müjdeledi.

                 Kültür Bakanlığı ise konuyla ilgili olarak bir açıklama yapmaktan kaçınırken,   

                 restorasyon rezaletinin kamuoyunda duyulması üzerine sosyal medyada bir  

                 kampanya başlatan vatandaşlar, twitter üzerinden #direnarkeoloji tagına yazılan         

                 tweetlerle olaya karşı olan tepkilerini dile getirdiler.

 

·       Grup Yorum'un 17 Nisan 2016 günü Yenikapı Meydanı’nda yapılması planlanan 'Bağımsız Türkiye Konseri'  İstanbul Valiliğince yasakladı. Grup Yorum, yasak kararını tanımadığını açıkladı. “AKP’nin meydanları ve konser salonlarını kendi tekeline alıp halka yasaklamasına izin vermeyeceğiz. Meydanlar, alanlar, sokaklar, caddeler bizimdir”  diyen grup, dinleyicilerinin 17 Nisan’da saat 15.00’de devrimcileri, ilericileri, demokratları, sosyalistleri bulundukları her yerde meydanlara çıkmaya, otobüslerde, vapurlarda ve metrolarda Grup Yorum şarkıları söylemeye davet etti. Grup Yorum sanatçılara da dayanışmaya çağrısında bulundu. Sanatçılardan aynı gün, konser salonlarında, tiyatro sahnelerinde, atölyelerde, sergi salonlarında, setlerde yasak kararına karşı tepki koymaya çağırdı. İstanbul’un ve ülkenin değişik alanlarında konser saati toplanarak Grup Yorum şarkıları söyleyenlere saldırılar ve gözaltılar oldu. İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde halkla birlikte şarkılarını seslendiren Grup Yorum topluluğu elemanlarına da gazlı saldırı yapıldı. Sanat Meclisi durumu protesto eden bir bildiri yayınladı.

 

·       Denizli Belediyesi 32 yıldır gerçekleştirdiği Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali’ni “terörle mücadelede verilen şehitler ve terör kurbanlarının hatıralarına saygı” gerekçesiyle bu yıl için iptal etti. “Kadıköy Tiyatroları Platformu”  durumu protesto eden bir bildiri yayınladı. Bildiride platform, tiyatroların gerçek sahiplerini; seyircileri festivallere sahip çıkmaya çağırdı.

 

·       Ege'de ve İzmir'de yıllardır tiyatro çalışmaları yapan son 10 yıldır "Türkiye Tiyatro Buluşmaları"  düzenleyen sanat insanı Orçun Masatçı, A Haber'de "terörist"  olarak hedef gösterildi. Konak Belediyesi'nin sanat danışmanlığını da yürüten Orçun Masatçı için bu yayına tiyatro toplulukları tepki gösterdi. Orçun Masatçı'nın maksatlı yayınlarla bir süredir hedef gösterilmesine dikkat çeken topluluklar onun yanında yer aldıklarını, sanat insanlarına böylesi saldırılar karşısında onları yalnız bırakmayacaklarını ifade ettiler.

 

·       Van’da yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği Kitap Fuarı’na yönelik  23-24 Nisan 2016 günlerinde iki gün üst üste yapılan polis baskınlarına ve kitap yasaklarına tepki gösteren Van halkı fuara ve Aram Yayınlarının standına ilgi göstererek destekte bulunuyor. Van’da “Kitapla Barış”  sloganıyla başlayan fuarın hem ikinci hem de üçüncü günü Aram Yayınevi’nin standına baskın yapan polisler, aralarında Abdullah Öcalan’ın “Bir halkı savunmak”, Mehmet Sebatlı’nın “Kasırga Taburu”  ve Rüstem Cudi’nin “Rojhilata Navîn” adlı kitaplarının da bulunduğu 202 kitaba “Toplatma kararı” gerekçesiyle el koydu. İki gün üstüste polis baskısına maruz kalan Aram Yayınevi ise, her şeye rağmen Van halkına kitaplarını ulaştırmakta kararlı. Polisin kitaba olan tahammülsüzlüğüne ilişkin konuşan Yayınevi çalışanı Nadir Erdem, yapılanların tamamen keyfi bir tutum olduğunu belirterek polislere toplatmaya ilişkin tebligatı sorduğunu ancak herhangi bir tebligat gösterilmeden kitapların toplatıldığını söyledi. Aram Yayınevi üzerinde psikolojik bir baskı oluşturulmak istendiğine dikkat çeken Erdem, baskılara karşın kitapları okuyuculara ulaştıracaklarının altını çizdi. Fuarın düzenleyicisi olan Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Hatice Çoban ise, kitap fuarının kent yaşamı ve insanı üzerinde pozitif bir etkisi olduğunu belirterek polis baskısının ise kitapları terörize edip, kitapseverleri bu anlamda tedirgin etme amacı taşıdığını söyledi. Çoban, polisin bu tutumunun kitap sevgisini ortadan kaldıramayacağına işaret ederek “Bu açıdan bu kadar yüksek bir ilgiyi kırmaya hiçbirimizin ama hiçbirimizin hakkı yoktur. Çok ciddi bir emek sarf edilmiştir. Bu kadar insan fedakarlık göstermiştir. Gelip kitapla buluşma isteğinde bulunan bir dünya kitapseverin hakkını terörize etmek hiçbirimizin ne hakkıdır ne de haddidir” dedi. 

 

·       28 Aralık 2011'de 34 sivilin hayatını kaybettiği Roboski katliamı ve sınırdaki ekmek kavgalarını anlatan belgesel filmi “Hatırlıyorum (Bîra Mı'têtın)”, 27. Ankara Uluslararası Film Festivali programından çıkarıldı. Ankara Uluslararası Film Festivali Başkanı İnci Demirkol, ‘Bîra Mi’têtin’ (Hatırlıyorum) belgeselinin sansürlenmesine ilişkin yapılan tartışmalara dair açıklama yaptı. Yönetmen Yıldız’ın Bakanlıktan kayıt-tescil belgesi almayı kabul etmedikleri için festival yönetimi tarafından belgeselin programdan çıkarılmasını Festival Başkanı İnci Demirkol, sansür değil, “yönetmeliğin teknik ve hukuki gereklilikleri”  olarak tanımladı. Festivalin Ulusal Belgesel Yarışması jüri üyeliği yapan Belgesel Yönetmeni Necati Sönmez, sansür nedeniyle istifa etti. Bu yıl 28 Nisan-8 Mayıs arasında gerçekleşecek olan 27. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne gönderilen Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın) ilk elemeyi geçerek ulusal belgesel kategorisinde yarışmaya alındı. Yönetmen Yıldız, Bakanlıktan kayıt-tescil belgesi almayı kabul etmedikleri için festival yönetimi tarafından belgeselin programdan çıkarıldığını belirtti.

 

·       İstanbul Balat’ta bir reklam filmi seti pompalı tüfekle basıldı ve elinde silah bulunan kişi setten bir kişiyi alıp gitti. Sarhoş olan saldırganlardan birinin, bir çalışandan da 30 bin lira istediği iddia edilen olayla ilgili olarak reklam filmi yönetmeni Burcu Matur ve olayı sosyal medyada duyuran Ezel Akay ciddi bir durumla karşı karşıya olduklarını ve çekim yapılan mekanların rant paylaşımına maruz kaldığını söyledi. Akay ayrıca belediyeler, valilik ve ilgili kurumların film çekimlerine dair düzenlemelerinin olması gerektiğini dile getirdi. Balat’ta reklam filmi setini basan kişilerle ilgili konuşan Akay, şehirlerde, mahallelerde film çekimlerinin artık bizim kültürümüz olduğunu belirterek, “Bu konuda bir takım izinlerin olması gerekir ama konuyla ilgili hiçbir düzenleme olmaması, düzenlemelerin bizi kurda kuşa yem edecek sonuçlar doğurması ilkellik” dedi. Vatandaş olarak film çekme hakkına sahip olduklarını dile getiren Yönetmen Ezel Akay şöyle devam etti: “Film ekiplerinden belediyenin çekim için para alması son derece karanlık ve ahlaksız bir konu. Belediyelerin ‘Ne kadar sömürürsek o kadar iyi’ gibi bir kuralı var. Halbuki sokaklar bize ait, film çekimi paranın harcandığı bir yerdir, kazanıldığı değil. Belediyeler çekim izni karşılığı para alıyorsa çok ciddi hizmet vermeliler. Bunun için de bünyelerinde film-yapım hizmetlerinden anlayan elemanlar bulundurmalı. ‘Sokakta duruyoruz’ diye bizden para alınmamalı, bize ancak hizmet verilecekse para alınmalı. Çünkü hem bizim hem de mahalle sakinlerinin güvenliğini sağlayacak hizmetler barındırmalı. Aslında bütün bu itiş kakışta ilgilenilmesi gereken esas konu budur”

 

·       Köçeklere Yasak!

                 Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş, İstanbul’da yapılacak olan                 

                ‘9.Kastamonu Günleri’ kapsamında Bakırköy’de düzenlenen tanıtım toplantısında                   

                 yaptığı açıklamada Kastamonu’da köçek oyununun yasaklandığını belirtti.                  

                Kastamonu’da köçek kültürünün olmadığını savunan Başkan Babaş,               

               Kastamonu’nun hiçbir yerinde, düğün salonları da dahil köçek oyunu görmek                  

                istemiyorum ve yasaklıyorum” ifadelerini kullandı. Köçek oynayarak aile geçindiren,         

                ekmek parası kazanan ve bu oyuna yıllarını harcayan insanların tepkisine sebep olan

                Babaş, oyunun herhangi bir yerde oynanması durumunda gerekenin yapılacağını  

                ifade ederek, “Köçek oynatırken görürsem düğün sahibine de köçek oynayana da     

                idari ceza uygulayacağım.  Ben köçek oynatılmasını kesinlikle istemiyorum. Adam            

                gibi davul-zurna çaldıracaklarsa çaldırsınlar” dedi. İstanbul’da yaşayan Kastamonulu                 

                bir grup köçek, Başkan Babaş’ın açıklamasına sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta,         

               Kastamonu Köçekleri Yasaklanamaz’  adıyla kurdukları sayfadan tepki gösterdi.

                Köçekler, Facebook sayfasına, “Köçekleri yasaklama işine gelene kadar   

                Kastamonu’da yapılması gereken yüzlerce işin olduğunu unutmamalısınız sayın  

                Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Bey” diye yazdı. Söz konusu sayfada,    

                Anadolu’nun bazı bölgelerinde hala varlıklarını sürdüren köçeklik geleneğinin

                özellikle Kastamonu yöresinin zengin bir kültürü olarak yaşadığına vurgu yapılarak,

               Kastamonu düğün ve şenlikleri köçeksiz yapılmaz. Kastamonu’daki köçek

                takımlarında, dansçılara, davul, zurna ve kemane ustaları eşlik etmektedir” denildi.

 

Nisan ayında kamuoyuna yansıya sanat hak ihlalleriyle Mayıs ayına ulaştık. Bakalım sanat alanını Mayıs ayında hangi sürprizler bekliyor?

 

Mayıs Ayında Yaşanan Sanata Saldırılar ve Hak İhlalleri

                                                                                                    Sanat Meclisi

Mayıs ayında hedef sadece sanat insanları olmakla kalmadı, şenlik yapmak isteyen köy halkı da saldırılardan nasibini aldı, bu konuda iktidar ve ana muhalefet adeta yarıştı.
Bu ay kentten köye sanat alanında yaşanan saldırı ve hak ihlalleri şöyle :

·       Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda (BBT) 20 yıldır sahne alan tiyatrocu Mert Asutay'ın 6 aydır maaşının ödenmediği ve sigortasının yatırılmadığı iddia edildi. Mert Asutay'ın bu nedenle BBT'deki sahne hayatına son verdiği belirtildi. Son oyununda bir veda konuşması yapan Asutay, ceketini çıkarıp sırtındaki teri göstererek  "Bu hepinizin çalıştığı gibi alın teri. Bu alın terine herkes maalesef saygı duymuyor" dedi. Haberi Twitter adresinden paylaşan Müstehak gazetesi, "Mert Asutay 20 yıl emek verdiği BBT'de son oyununu oynadı. 6 aydır maaşı ödenmemesine ve sigortasız çalıştırılmasına rağmen 20 yıldır her oyun gecesi yaptığı gibi tüm varlığını sahnenin tozuna kattı!" diye yazdı ve Asutay'ın sahnede yaptığı veda konuşmasını paylaştı.

 

·       Televizyon ve dizi sektöründe yoğun ve stresli çalışma koşulları can almaya devam ediyor. Kanal 7 ekranlarında yayınlanan "Elif" dizisinin setinde kalp krizi geçirmesi sonucu Alemdağ Hastanesi'ne kaldırılan set kuaförü Hüseyin Maloğlu hayatını kaybetti. Evli ve 1 çocuk babası olan Maloğlu’nun ölümü dizi oyuncuları ve set çalışanları arasında büyük üzüntü yarattı.

 

·       İstanbul Devlet Tiyatroları’nda sanatçılara soruşturma yağıyor. Konuya ilişkin bir açıklama yapan yönetmen Yücel Erten durumu şöyle anlatıyor:
 “Oturdukları topal tabureyi taht sanan, okuması-yazması kıt, yüreği kapıkulluğundan öteyi görmeye yetmeyen, yeteneği müsamereden öteye gitmeyen bu sözümona yöneticiler; tutturdukları yandaş halayına uymayan sanatçıları sindirmeye çalışıyor. Eh, TÜSAK yardakçısı naylon genel müdür ne ki, melamin müdürleri ne olsun! Bu çirkin davranışlara bir yenisi eklendi; sanatçı Canberk Uçucu’ya tam 7 soruşturma birden açılmış. Canberk, aydınlık, yetenekli, birikimli, yürekli, açıksözlü, dirençli bir kardeşimizdir. Onu yıldırmak, tiyatrodan püskürtmek isteyenler ise, işte o işini bilmeyen oryantaller.”

 

·       Trabzon’da Kral 1. Manuel tarafından 1250 -1260 yılları arasında manastır olarak yaptırılan ve 1964’ten sonra müzeye dönüştürülen kilise, 2013 yılınca dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla camiye dönüştürülmüştü. Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, Ayasofya’da kadınlar için ayrı bir bölüm oluşturmak amacıyla paravan konduğunu, duvarlara çivi çakıldığını, zeminin halıyla kaplandığını ve yapı içindeki fresklerin işçiler tarafından kazındığını söyledi.
Mimarlar Odası olarak suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Muhcu, Ayasofya’daki uygulamaların mimari bütünlüğü bozacak şekilde yapıldığını kaydetti: “Kilisenin tavanında İsa’nın doğuşunu sembolize eden bir ikona var, hazırlanan projeyle bu ikonanın görünmemesi için tavanın kaplanması da ön görülüyor. Bu da bize gösteriyor ki, müze için hazırlanan proje restorasyon için değil, yapıyı kalıcı olarak camiye dönüştürmek için. Hazırlanan röleve projesi ile gerçek durum gizlenmiyor. Uygulamalar, bildirilmesine rağmen durdurulmadı. Sorumlular hakkında 2863 sayılı kanun kapsamında suç duyurusunda bulunacağız.”

 

·       Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun düzenlediği 2 Mayıs’ta gerçekleşen 17. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’nde bazı ülkelerin terör korkusu, Rusya’nın uçak krizi nedeniyle katılmadığı, Türkiye dahil 8 ülkenin yer aldığı festivalin geleneksel yürüyüşü, Osmanlı görüntülerine sahne oldu. Festival yürüyüşünde, en önde Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış’’ sözünün yer aldığı döviz ayrı tutulursa, bu yıl tam anlamıyla Osmanlı egemenliği vardı. Barış vurgusunun hemen arkasında savaş ve kahramanlık şarkılarıyla mehter takımı yürüdü. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’ı simgeleyen iki atlı onları izlerken, daha arkada Osmanlı kıyafetli bir grup yer aldı. Bayrakları taşıyan genç kızlar da, Osmanlı cariyeleri gibi giydirildi. Resmi katılımcıların arkasında ise yine çok sayıda Osmanlı kıyafetli görevli sıralandı. Tablodan rahatsız olan birçok sanatçı ve vatandaş, kortejden ayrıldı ya da duruma tepki gösterdi.

 

·       19 Nisan’da başlayıp 23 Mayıs’a kadar Antrepo 1, M.K.M. Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi ve İstanbul Şehir Hatları vapurlarında süren 4. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienaline sansür tartışması damgasını vurdu. Bu yıl “Uyandırma Servisi: Günaydın” temasıyla, 4-18 yaş arası uluslararası sanatçıların eserlerinin sergilendiği ve küratörlüğü PASAJ Sanatçı İnisiyatifi tarafından üstlenilen bienalde, Avusturya’da doğup büyüyen Türkiye kökenli sanatçı Nurdane Türkmen’in “Çavêmin” (Gözüm) adlı projesi, bienalin açılışından önceki akşam Antrepo 1’den kaldırıldı. Proje,Türkmen’in Suriye’deki savaş nedeniyle, yaşadıkları bölgeden göçüp, Suruç’taki çadırkentlere yerleşmek zorunda kalan çocuklar ile Kobane bölgesinde yaşayan Kürt çocuklarıyla 2014 ve 2015 yıllarında yaptığı iki ayrı atölye çalışmasının ürünü. Türkmen, savaşı yetişkinlerin gözünden aktarmak yerine, bizzat çocukların aileleriyle birlikte yaşadıkları travmatik süreçleri, eski ve yeni yaşantılarını, duygu ve düşünceleriyle ifade etmelerini hedeflemiş. Projede üç konu başlığı altında derlenen çalışmalar, çocukların yaptıkları ‘Ailem ve Ben’, ‘Öz-portre’ ve ‘Özgürce Çizim’ konulu çizimlerden, Nurdane Türkmen’in çocuklarla birlikte çektiği bir belgeselden ve ayrıca 7 kişilik bir ekip tarafından çekilmiş çocukların günlük yaşam fotoğraflarından oluşuyor. Türkmen, projeyle İstanbul’a davet edilmiş olmasına rağmen, açılıştan üç gün önce geldiğini ve küratör ekibinin kendisine projeye dahil olan belgeselin bienalde yer alamayacağını, üzülerek bildirdiğini aktarıyor. Gerekçe, belgeselde IŞİD korkusu yaşayan Kobane’li çocuğun ana dilde eğitim hakkından vazgeçmek istemediklerine dair ettiği söz. Türkmen, belgeselin sansürlenmesinin ardından, açılışa bir gün kala, kendisine bu kez çocukların pek çok rengin yanı sıra “sarı, kırmızı ve yeşil” renkleri de kullanarak yaptıkları resimlere yer verilemeyeceğinin bildirildiğini belirtiyor. Sansürlenen resimlerin arka yüzü çevrilerek sergilenmesini talep eden, aksi halde sergideki fotoğrafları da çekeceğini söyleyen sanatçının bu talebi kabul edilse de, aynı akşam kendisine küratörlerden bir telefon daha geliyor. Türkmen bienal yönetiminin sergilenmesine ‘izin’ verdiği fotoğraf projesini de geri çektiği için, şu an bienalin Antrepo 1’deki kısmında, Türkmen’in hazırladığı ‘Çavêmin’ projesinin sergilenmesi gereken duvarlar, sansürün resmi gibi, bomboş kaldı.

 

·       İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde çalışmalar yürüten İTÜ Edebiyat Kulübü'nün gazeteci, yazar ve çizerlerin katılımıyla organize ettiği Edebiyat Günleri, yönetimin 'güvenlik gerekçesiyle' dışarıdan katılımlara izin vermemesi üzerine iptal edildi. İTÜ Edebiyat Kulübü, 11-12 Mayıs tarihlerinde düzenlenmesi planlanan Edebiyat Günleri'nin iptaliyle ilgili bir de açıklama yaptı: "Etkinliğimizi yapılan tüm görüşmelere rağmen, üniversite yönetiminin güvenlik gerekçesiyle dışarıdan gelecek edebiyatseverlerin okula sokulmayacağını belirtmesinden ötürü ne yazık ki bugün iptal etmek durumunda kaldık. Başka etkinliklerimizde bir araya gelmek umuduyla. Edebiyatla kalın!"

 

·       İskenderun Belediyesi Kültür Merkezi'nde 16 Mayıs 2016 akşamı sahnelenmek istenen Füsun Demirel'in 'Aşk Dersleri' adlı oyunu İskenderun Kaymakamlığı tarafından engellenmek istendi.
Kadın Emeği Derneği’nin çağrıcılığıyla sahnelenecek oyun için, etkinliğin düzenleyicilerine yazı gönderen İskenderun Kaymakamlığı, oyunun sakıncalı içeriğe sahip olduğunu öne sürerek ‘olması muhtemel olayların tespiti amacıyla’ oyun sırasında bir polisin çekim yapacağını ve oyunun bir suretinin bu şekilde kaydedileceğini açıkladı. Oyunun İstanbul ve Ankara’da defalarca sahnelenmesine rağmen böyle bir taleple hiç karşılaşmadıklarını belirten oyuncular ise kaymakamlıktan savcılık ve mahkeme kararı talep etti. Savcılık kararı çıkaramayan kaymakamlık ise bunun üzerine oyuncuları gözaltına almakla tehdit ederek, çekim yapılmasına engel olunmamasını istedi.

 

·       Karaman'ın Kazımkarabekir ilçesi sınırlarında gerçekleştirilen Yörük Şöleni'nde sarf edilen “göçebe kültürünün yok edilmek istendiği, obaların konakladığı yerlerdeki suların kullanıma izin verilmediği ve göçebelerin her gittiği yerde bu tür sorunlarla karşılaştığı” yönünde sözler, Belediye Başkanı AKP'li Ali İhsan Alanlı tarafından hükümet eleştirisi sayıldı ve şenliğe verilen belediye desteğinin geri çekildiği açıklandı. Başkan Alanlı'nın talimatı üzerine belediye tarafından bölgeye getirilen su tankeri, çöp konteynerleri, jeneratör ve kurulan çadırlar, görevlilerce götürülmek istendi. Bölgede bulunan Sarıkeçililer ise olaya tepki gösterdi. Çıkan tartışmalar arasında işçiler malzemeleri götürdü. Sarıkeçili Yörükleri, Mersin'in çeşitli ilçelerinden gelmişlerdi. Develeri ve keçileriyle Kazımkarabekir İlçesi sınırlarında bulunan Hacıbaba Dağı'nın eteklerine konuşlanan Yörük aileleri, 11. Sarıkeçililer Geleneksel Göç Kervanı Şenliği için Çoka Çeşmesi'nin başında toplanmıştı. Ertesi gün ise yörüklerin içerisinde bulunan Oğuzhan Çoban, şenliğe gelen misafirlerini otobüse binmeleri için Kazımkarabekir'e götürürken  belediye çalışanları tarafından yolu kesildi, tartaklandı. Yaşanan bu olaya jandarma el koyarken, soruşturma başlatıldı. Sarıkeçililer Yaşatma Derneği Başkanı Pervin Savran, yaşanan olaya tepki gösterdi. Çoka Çeşmesi mevkiinde şenlik yapma kararı aldıklarını anlatan Savran, "Su ve mevsim değişikliği ile ilgili burada bir panelimiz vardı. Bu suyun başında susuzluktan çıkan büyük bir kavga var. Çadırlarımız yıkıldı. İnsanlarımız engellendi. Bu alanda bulunan belediyenin getirmiş olduğu tankeri götürüp misafirlerimize saldırı oldu. Çadırlarımız yıkıldı. Toplanıp bir kısmı götürüldü. Halı sergi ve kilimlerimiz yok”.
Sorunun yüzyıllardır bölgede akan suyun kullanılmasına izin verilmemesi ve suyun maden ocağına aktarılmasından kaynaklandığını dile getiren Savran, şöyle devam etti: "Keçilerimiz susuz kalıyor. Buradan geçen sayısız obamız, bütün ailemiz imkanı varsa belediyeden traktörle su satın alıyor. İmkanı olmayan da susuzluktan nereye gideceğini bilmiyor. O yüzden bu suyun maden şirketine değil de doğaya ait olduğunu söylüyoruz. Bu yüzden burada yaptığımız etkinliğe belediye başkanı ve personeli karşı çıkıp kavga çıkartarak tahribat yaptılar. Bundan şikayetçiyiz." Kazımkarabekir Belediye Başkanı AKP'li Ali İhsan Alanlı ise “Biz şenlik alanına vardığımızda olay farklı yerlere çekildi. İçlerinde yörük olmayan bir sürü insan vardı. Şenlik alanına provokatörlüğe ve hükümeti eleştirmeye gelmişler. Biz oraya vardıktan sonra olayın farkına vardık ve geri çekildik. Biz çekilirken de bize çeşitli sıkıntılar yaşattılar. Alkış tutmaya başladılar. Küfürlerle benim üzerime yürüdüler. İşçiler ve jandarma müsaade etmedi" dedi.

 

·       1971 yılında girdiği akademinin Adnan Çoker Atölyesi'nden 1984 yılında mezun olan ve akademinin yakın tarihi sayılan ressam Kamil Tekbaş, Büyükada sahilinde resim yaparak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. CHP’li Belediye Başkanı Atila Aytaç ise, Kamil Tekbaş'ı ne zaman görse zabıta gönderip çalışmasını engelliyor.

 

·       “Ali Baba ve 40 Haramiler” operasında, haramilerin başına “Reis” denilerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hakaret ettikleri iddiasıyla, metin yazarı ile Devlet Opera ve Balesi sanatçıları hakkında suç duyurusu yapıldı. Savcılık ise soruşturmada takipsizlik kararı verdi. Savcılığın takipsizlik kararında, ‘'Sevenleri tarafından Erdoğan'a ‘Reis' denilse de, 1971'de çekilen Sadri Alışık, Hulusi Kentmen ve Erol Taş'ın oynadığı filmde de haramilerin başına ‘Reis' denilmiş, Muhsin Yazıcıoğlu ‘Reis' diye anılmış, Soner Yalçın'ın kitabında Abdullah Çatlı'dan ‘Reis' diye bahsedilmiştir. Haramilerin başına ‘Reis' denilmesi, Cumhurbaşkanına hakaret anlamına gelmez'' denildi. Osmanlı Ocakları Genel Başkanı Hayrullah Beyazıt, Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen 2 perdelik “Ali Baba ve 40 Haramiler” oyununda, Erdoğan'ın kastedildiğini ve haramilerin başına ‘Reis' diye hitap edildiği ve haramilerin başkanı rolündeki kişinin oyun sırasında sesini Erdoğan'a benzettiğini öne sürdü."

 

·       Yayınevleri ve yazarlar, Amed Kitap Fuarında Aram Yayınevi’nin kitap afişlerinin sökülmesi ve çalışanının gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Amed Fuarı’nda kitapları yoğun ilgi gören Aram Yayınları, polis baskınına uğradı. Sakine Cansız ile Özgür Gündem Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni Gurbetelli Ersöz’ün kitap afişlerini bahane eden polis, yayınevi çalışanı Emine Özkeskin’i de gözaltına aldı. Diyarbakır’da çatışmalar nedeniyle 2. Amed Kitap Fuarı’nın yapılamayacağını düşündüklerini ifade eden Öteki Yayınevi’nin Sahibi Vedat Yeniçeri,  “Amed’de bunun yapılabileceğini ve ilginin de oldukça yoğun olduğunu görünce bir anlamıyla sabote etmek istediler. İnsanların fuara gelmelerini önlemek için baskın yapıyorlar. Diyarbakır halkı duyarlı bir halk, tam tersi bir davranış gösterip, kitap fuarına sahip çıkması gerekiyor.” şeklinde konuştu.Yazar Yıldız Çakar ise saldırının sadece yayınevine, bir kitaba ve bir insana yapılmadığının altını çizerek, “İstediğimiz zaman geliriz sizin için önemli olan değerli olan bir şeyi sizin gözünüzün önünde kaldırabiliriz” mesajı verilmeye çalışıldığını ifade etti. Baskın sırasında Aram Yayınevi standında okur buluşmasında bulunan ve kitaplarını imzalayan Şair Ehmed Huseynî, “O fotoğrafı oradan indirdiklerinde şöyle düşündüm; oradan indirdiler ama halkın gönlünden çıkaramayacaklar ve başaramayacaklar.”  

Kitabı Aram Yayınları’ndan çıkan ve baskın sırasında yayınevinin standında kitabını imzalamakta olan sanatçı Mikail Aslan da, süreçten sanatçılar ve yayıncılar olarak etkilendiklerini ancak bu durumun kaderleri olmadığını vurguladı. Bütün çatışmalı sürece rağmen halkın sanata ve kültüre yoğun ilgisinin olduğuna dikkat çeken Aslan, “Sakine Cansız’ı tanıyan ve onun üzerine klam yazmış biri olarak fotoğrafının indirilmesi bende çok farklı etkiler bıraktı. Bu şahsiyetin duruşuna, asaletine karşı bir kindir. Gözümün önünde fotoğraflarının indirilmesi, sanki o cenaze gününü bir kez daha yaşamış gibi oldum. Seyit Rıza gibi, Sakine Cansız gibi insanlar yok edilemez. Onlar fiziki, bedensel olarak yanımızda olmayabilirler. Ama onların ruh hali, onların asaleti mezara gömülemez, öyle büyük bir şeydir ki toprağa, yere sığmaz” dedi. Yeşilçam sinemasının bitmesiyle beraber sinema emekçileri iş bulamamanın zorluğunu yaşıyorlar. Birçok Yeşilçam emektarı gibi otel odalarında kalan 51 yaşındaki Recep Bülbülses, eski günlerini özlemle anarak, 1990’lardan itibaren Yeşilçam’ın bitmeye başladığını, 2000’li yıllarda ise dizilerin artmasıyla tamamen bittiğini belirtti. Geçimini sürdürmek için barlarda sahne almak zorunda olduğunu söyleyen Bülbülses şöyle devam etti: “Recep Bülbülses olarak 36 yıllık sanat yaşamımda 4 başrol oynadım. Bu filmler Oğuz Gözen’in verdiği başrollerde toplamda 2 bin, 3 bin lira kazandım, ev parası diye bir durum da olmadı nankör bir meslek. Geçmişe baktığımda bugün insanlar, senaryolar, yapımcılar yönetmenler değişti, değişmeyen kalmadı ki. Artık roller teklifler gelmiyor, Yeşilçam’daki bizler açlıktan sefillikten ölsek ne var diyecekler, öyle bir durum. Devlet bize sahip çıkmıyor, Yeşilçam’ın bazı insanlarına özel olarak yardım ediliyor ama başrollerde oynamamış yan rollerde veya figüran olan sanatçılar hor görülmeye devam ediliyor. Geberirsek geberelim fark etmiyor artık, başroldekiler hatırlanıyor ama diğer sanatçılar unutuluyor. Yeşilçam’ın önemli isimlerine yardımlarda bulunan derneklere de değinen Bülbülses, derneklerin kendi kendilerine yardım ettiklerini ifade ederek şunları söyledi: “Başroldekilere falan yardım ediliyor ama Yeşilçam emektarlarına yardım edilmiyor. Bizim için açlık sefillik devam ediyor, biz koruma altında değiliz açlığa mahkûm oluyoruz. Yeşilçam emektarı ölmüş sürünmüş kimsenin umurunda değil”.

Kanlı Nigar, Şark Bülbülü, Kaçak, Maden, Yüz Numaralı Adam gibi birçok filmde Işık Şefi olarak çalışmış Yeşilçam’ın en önemli emekçilerinden 75 yaşındaki Ömer Ekmekçi Tarlabaşı’nda kirası 400 lira olan bir evde yaşamını tek başına sürdürüyor. Ekmekçi, yeni çekilen filmlerin aceleye getirildiğini belirterek şöyle devam etti: “Yeni çekilen dizilere bakıyorum ışık, oyuncunun yüzünde patlıyor. 5 para etmez çekimler yapılıyor, yine de çekiyorlar az para vererek yapılan işler ama iyi bir şey değil ki. Benim aktif olduğum dönemde kameramanla anlaşarak yavaş ama kaliteli işler çıkarıyorduk. Bugün teklif gelmiyor artık, benim yanıma kafama uyan iki elemanı alıp çok güzel işler çıkartabiliriz fakat herkes ucuz ve hızlı işin peşinde. 50 yıllık emeğim var Yeşilçam’da ve 17 bin lira alacağım var, alacaklılarımı görüp istediğimde ‘Ya bir dur Allah aşkına param yok’ diyorlar. Karşılığı bu olmamalıydı”. Yeşilçam’ın gözden kaçan seks filmlerinde de oynayan Ekmekçi, o filmleri şöyle anlattı: “Yeşilçam Sokağı’nda otururken teklif geldi, iki tane filmde oynadım yarım saatlik işler zaten. Öp dediler öptüm, sarıl dediler sarıldım zaten iş olarak bakıyorsun olaya”.

Beyoğlu’nun arka sokakları sanatçılar için dram sahnesi olmaya devam ediyor. Belediye işçileri çaylarını içerken, içki parasını çıkarmak için işçilerin işi olan sokakları süpüren Gönül Gül, turne tiyatrolarında oynamış, Yeşilçam’da figüranlık yapmış işine âşık olmuş bir emekçi. Hacı annesinin de yardımları olmayınca sokaklarda yaşamaya mahkûm olmuş. Yaşadıkları ağır geldiği için psikolojisi bozulan ve hor görülen bir sanatçı. Gül, yaşadıklarını şöyle özetliyor: “Sanat dünyası stresli bir hayat. Eski yılları özlemle anıyorum gider oynardık arkadaşlar gırgırdı, makaraydı çok değişik bir ortamdı, bozuldu artık. 56 yaşındayım, huzurevine başvurdum 60 yaşından önce alamıyorlarmış 4 yıl daha bekleyeceğim. Yeşilçam’dan tanıyanlar beni temizliğe çağırıyor içki paramı çıkartıyorum her akşam bir büyük ile 5 paket sigara bitiriyorum. Tepebaşı’nda saçımdan çekerek sürüklediler, zor kurtardılar beni. Birkaç kere de döven oldu kaşım patladı (kaşındaki yarayı gösteriyor). Bu durumda olma nedenim devletin bana sahip çıkmaması. Ben bir sanatçıyım ama devletin sanatçıyı koruyan politikası olması gerekirken aşağılayan, ayaklar altına alan bir politika izliyorlar, sanatçıya emeklilik hakkı tanımıyorlar. Büyük rolde oynayanlar emekli oldu ama yan roldekiler görülmüyor.”

 

·       "Adım Deniz" ismiyle çıkan ilk albümleri sonrası Deniz’leri sahiplenen tüm insanların beğenisini toplayan Emeğe Ezgi müzik grubu üyeleri hakkında dava açıldı. Emeğe Ezgi grubu Facebook sayfasından yaptığı açıklama ile üyeleri hakkında yargılama başlatılacağını duyururken bu baskıların kendilerini bildikleri yoldan çeviremeyeceğini bildirdi. Emeğe Ezgi, sayfasında şu açıklamalara yer verdi: Emeğe Ezgi üyeleri hakkında Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açıldı.
Denizleri andığımız ve onların DEVRİMCİ kişiliklerini savunduğumuz için grup üyelerimiz yargılanacaklar. Devrimci sanat üzerinde kurulmak istenen baskılardan sadece birisi olan bu dava bizleri bildiğimizi okumaktan caydıramayacaktır. Buradan bir kez daha tekrarlıyoruz: Adım DENİZ, Adım YUSUF, Adım HÜSEYİN... DEVRİMCİYİM!

 

·       25-29 Mayıs 2016 günlerinde İstanbul’da Beyoğlu ‘nda gerçekleşen BeyoğluFest’in ikinci gününde gerçekleşen panel-forumda Atatürk Kültür Merkezi’nin durumu tartışıldı. Oyuncu Orhan Aydın, şair Ataol Behramoğlu, yönetmen Yücel Erten, Melda Onur, ve Mimarlar Odasından C. Sami Yılmaztürk’ün konuşmacı olduğu etkinlikte konuşmacılar 2008 yılından bu yana kentin en önde gelen meydanında yer alan bir kültür merkezinin kasıtlı olarak kapalı tutulduğuna bunun da kentte yaşayan milyonlarca insanı sanatsız bıraktığına dikkati çektiler. Kentte bir dolu sanat alanının çeşitli bahanelerle kapatıldığını vurgulayan konuşmacılar Atatürk Kültür Merkezi’nin yeniden sanata kapılarını açması için acil eylem ve örgütlenme çağrısında bulundular.

 

·       AKP'li meclis üyesinin 'müstehcen' olduğu için bezle kapattığı heykel balyozla kırıldı. İzmir’de Serdar K. isimli bir kişi, ahşap müzisyen heykelini balyozla kırdı, polis tarafından gözaltına alındı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde çalıştığı öne sürülen saldırgan,  metro istasyonundaki  heykele elindeki balyozla defalarca vurarak kırdı.
Daha önce, AKP Karabağlar Meclis Üyesi Emrullah Kavuz da, bezle heykelin bir kısmını 'müstehcen' olduğu iddiasıyla kapatmıştı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Twitter üzerinden “Kırılan heykeli aynı yerde sergilemeye devam edeceğiz” derken, konuya ilişkin İzmir Metro A.Ş.’den de bir açıklama geldi, açıklamada, kırılan heykelin belediyenin 2012’de düzenlediği Uluslararası Heykel Çalıştayı’nda dereceye giren 12 eserden biri olduğu belirtilirken, saldırgan hakkında şikâyette bulunulduğu ve hasar gören çalışmanın onarımı için hazırlıklara başlandığı ifade edildi.  Kırılan eserin sahibi heykeltıraş Amancio Gonzalez Andres, BirGün gazetesine konuştu. Andres, “Samimi olarak belirtmeliyim ki, bu tip saldırıların iktidar kaynaklı olarak gerçekleştirilmesi aslında iktidarın zayıflamış olduğunun göstergesi” dedi. Andres sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanat kişisel düşünme biçimlerini yüreklendirir ve bizi insani anlamda zenginleştirir. Sanata karşı saldırı aslında herkesin özgürlüğüne karşı yapılmış bir saldırıdır, totaliter rejimler sanatı her zaman birinci düşman olarak görmüşlerdir.”  

Andres, heykelin restorasyonundaki çalışmaya da katılacağını belirtti. ‘Müzisyen’ isimli heykelin yaratım süreci hakkında da bilgi veren heykeltıraş, “2012 yılında İzmir Uluslararası Heykel Atölyesi’nin ‘Akdeniz’ isimli çalışmasına katıldım. Bir Akdenizli olarak bizim birçok ortak noktaya sahip olduğumuzdan hareketle ve müziğin halkları birleştiren ögelerden birisi olduğunu düşünerek, temayı müzik olarak belirlemiştim. Bu yüzden heykelim zurna çalan bir figür, elbette ki kimseye saygısızlık etmeyi düşünmedim.”

 

·       Fransa’da yayınlanan mizah dergisi Charlie Hebdo'nun Muhammed Peygamber karikatürüne köşelerinde yer veren Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya 2’şer yıl hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin açıkladığı kararın ardından, davada müşteki olanlar salonda tekbir getirdi. Fransız haber ajansı AFP'ye konuşan Çetinkaya ve Karan'ın avukatı Bülent Utku, kararı temyize götüreceklerini söyledi. Karan ve Çetinkaya'nın, 'halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' suçundan 4,5 yıla dek hapisleri istenmişti. Ceyda Karan, kararın açıklanması sonrası twitter sayfasına, "İki yıllık hapis cezamız liberal faşistlerimize armağanımız olsun... #JeSuisCharlie" diye yazdı. Karan savunmasında, "Laiklik ilkesini ve seküler değerleri bizzat Anayasası'nda benimsemiş olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olarak; ifade özgürlüğünü hiçbir 'ama'ya teslim olmadan, meslek onurum ve ahlakım, insan haysiyetim adına, her şart altında sonuna kadar savunmayı bir görev bilirim" demişti. Hikmet Çetinkaya ise şu yorumu yapmıştı: "Vicdanım o çizimi koymama neden oldu. Fransa’daki teröre gözyaşı döküyordu karikatür. Lanetliyordu hepimiz gibi. Terör çünkü bir insanlık suçu. Dini yok, imanı yok. İster sağcı, ister solcu terör terördür." Muhammed Peygamber'in karikatürünü yayınlaması tepki çeken Charlie Hebdo'nun Fransa'nın başkenti Paris'teki ofisine, Said ve Cherif Kouachi kardeşler tarafından düzenlenen saldırıda 11 kişi ölmüştü. Cumhuriyet gazetesi saldırı sonrası Charlie Hebdo'nun özel sayısından Türkçe bir seçki yayınladı. Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan ise karikatüre köşelerinde yer verdi. Cumhuriyet gazetesine tehditler yağdı, emniyet güçleri uzun süre gazete binası önünde önlem aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çocukları Bilal Erdoğan, Sümeyye Erdoğan, Esra Albayrak ve damadı Berat Albayrak da davada müşteki olmak istemişti.

 

·       Zülfü Livaneli, UNESCO'yu ikiyüzlülükle suçladı, görevinden istifa etti. 1996'dan beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür kurumu olan UNESCO'nun iyiniyet elçiliği görevini yürüten Zülfü Livaneli görevinden istifa etti. Genel Direktör İrina Bokova'ya gönderdiği bir mektupla istifasını bildiren Livaneli, "UNESCO'nun yapısı gereği hükümetlerarası bir kuruluş olduğunu, devletler tarafından finanse edildiği için, hükümet politikalarını eleştiremez konuma düştüğü" gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. İnsan hakları ihlallerine, düşünce ve basın özgürlüğüne vurulan darbelere dikkat çeken Livaneli, bunlar karşısında susarak zirve toplantıları yapmanın ve soyut barış söylemlerinde bulunmanın, UNESCO'nun temel idealleriyle çelişki oluşturduğunu vurguladı. Birleşmiş Milletler'in uluslararası alanda atadığı tek Türk iyi niyet elçisi olan Zülfü Livaneli,10 Mayıs'ta Paris'te yapılan 'Goodwill Ambassadors' toplantısına ve İstanbul'da düzenlenen İnsani Zirve'ye de katılmadı. Sur'daki tarih hazinesi yok edilirken İstanbul'da dünya kültür mirasını koruma konuşmaları yapmanın ikiyüzlülük anlamına geldiğini vurgulayan Livaneli, bu göreve 1996 yılında Federico Mayor tarafından, müzik ve edebiyat alanında dünya barışına yaptığı katkılar nedeniyle atanmıştı.

 

·       Yönetmen Ragıp Yavuz’a Manşetten Saldırı. AKP’ye yakın dinsel gerici Yeni Akit gazetesi, Tiyatro Oyuncusu ve Yönetmeni Ragıp Yavuz'u hedef aldı. Yeni Akit’in haberinde, “Rezilliklerini deşifre ettiğimiz küfürbaz yönetmen Ragıp Yavuz hâlâ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden besleniyor” ifadeleri yer aldı. Ragıp Yavuz, sosyal medyada AKP’yi eleştirdiği gerekçesiyle 4 gün Yeni Akit’in hedefi haline gelmiş ve “Küfürbaz Ragıp İBB’den besleniyor” başlığıyla haber olmuştu. Bu habere Twitter’da yanıt veren ünlü Tiyatrocu Yavuz, “Yeni Akit tarafından bir kez daha hedef tahtasına konulmuşum! İt ürür kervan yürür” diye yazmıştı. Yeni Akit ise “Küfürbaz Ragıp hâlâ görevde!” başlıklı yeni bir haber yaparak Ragıp Yavuz’un işine son verilmesini istedi. Sanat Meclisi durumu protesto eden bir bildiri yayınladı. “Biz Çoğuz Tükenmeyiz” başlıklı bildiride sanatçılar “susmayacağız bu böyle biline” dediler.

 

·       AKP’li Kadınlardan ‘Tango’ Gösterisine Tepki! Eskişehir'de AKP'li kadınlar, CHP'li Odunpazarı Belediyesi'nin Uluslararası Ahşap Heykel Festivali kapsamında Kurşunlu Külliyesi'nde düzenlediği 'tango, çaça, Hint ve modern dans' gösterisine tepki gösterdi. “Bir daha külliyede dansa, tangoya, çaçaya asla ama asla müsaade etmeyeceğiz” diyen AKP İlçe Kadın Kolları Başkanı Esma Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızının nikahını eleştirenlere de sert tepki gösterdi. Çakır yaptığı konuşmada 19 Mayıs’ta Piyade Astsubay Kıdemli Çavuş Anıl Gül’ün Eskişehir’de toprağa verildiğini, bir gün sonra da Odunpazarı Belediyesi’nin ‘Manga’ konseri düzenlediğini söyledi. Çakır, “Sayın Cumhurbaşkanımızın kızının Kuran-ı Kerim tilavetiyle gerçekleştirilen sade nikah törenini günlerce eleştirenler, şehidimizin hemen arkasından konser programını gerçekleştirdiler” dedi. Odunpazarı Belediyesi dans ekipleri farklı yörelerden folklor oyunları, çaça, tango, Hint ve modern dans gösterisi sundu. Gösteriyi Odunpazarı Belediye Başkanı CHP’li Kazım Kurt da izledi. AKP Odunpazarı İlçe Kadın Kolları üyesi kadınlar bugün Odunpazarı Belediyesi’nin Kültür Merkezi olarak kullandığı Kurşunlu Külliyesi önünde toplandı. Kadınlar ellerinde ‘Külliyede tango istemiyoruz’, ‘Cenaze evinde düğün olmaz’, ‘Odunpazarı Odunpazarı olalı böyle zulüm görmedi’ ve ‘Şehide saygın yok, ezana saygın yok’ yazılı dövizler taşıdı. Konserden birkaç gün sonra da Kurşunlu Külliyesi’nde tango ve dans gösterilerinin yapıldığını belirten Esma Çakır şunları söyledi: “Bugün kültüre değer verdiğini söyleyen Kazım Kurt, göreve geldiği ilk günlerde 75 lira için bizim kültürümüze ait olan mehter takımını kaldırmıştır, 600 yıllık ecdadımızın emaneti olan Odunpazarı Külliyesinde tango ve dans adı altında yine bizim milli ve manevi değerlerimize ihanet etmiştir. 600 yıl önce Mimar Sinan’ın çırağı Çoban Mustafa Paşa tarafından yapılan ve bizim maneviyatımızı barındıran Kurşunlu Külliyesi içinde maneviyatımıza hakaret içerikli çaça, tango, Hint ve modern dans gösterileri yapılmasını istemiyoruz. Ecdadımızın arkasından hayır dua eden Odunpazarı’nın gönül dünyasını inşa eden bu kadınlar, size bir daha bizim külliyemizde, bizim camimizde İtalya’nın, Fransa’nın, İspanya’nın kültürünü getirip, bizim kültürümüze dayatmanıza asla ve asla izin vermeyecek. Külliyede çaça, külliyede tango, külliyede Hint dansları istemiyoruz. Buradan Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’u uyarıyoruz. Bizler “Ak Gönüllü” hanımlar olarak milli ve manevi değerlerimizi korumak adına çıktığımız bu yolda her zaman değerlerimizin arkasında duracağız. Ne pahasına olursa olsun bir daha külliyede dansa, tangoya, çaçaya asla ama asla müsaade etmeyeceğiz.”

 

·       Antalya Emniyeti, 28 Mayıs Cumartesi günü yapılması planlanan 'Grup Yorum' konserine izin verilmediğini, bilet alan vatandaşların mağdur olabileceğini açıkladı. Antalya İl Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, Cumartesi günü saat 19:00-24:00 saatleri arasında Konyaaltı Açık Hava Tiyatrosunda düzenlenmek istenilen "Grup Yorum" konserine, Antalya Valiliği tarafından İl genelinde yasak getirildiği kaydedildi.

 

·       Mimarlar Odası'nın Yıldız Sarayı'nda bulunan binasının boşaltılmak istenmesine tepki gösteren Mimarlar Odası yöneticileri gözaltına alındı. TMMOB'den gözaltılarla ilgili yapılan açıklamada, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin abluka altına alınarak, belirtilen isimlerin gözaltına alındığı vurgulandı. Mimarlar Odası'nın Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası için zorla boşaltma kararı alınmasına tepki gösteren Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu ve yönetici Mücella Yapıcı gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında avukat Can Atalay'ın da bulunduğu belirtiliyor. TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, bir açıklama yaparak, "Mimarlar Odası’nın kullanımında bulunan Yıldız Sarayı Dış Karakol Binasının boşaltılması için dün akşam saatlerinde Kaymakamlıkça tebligat gönderilmiş ve bu sabah Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi kolluk güçlerince abluka altına alınarak yönetici arkadaşlarımız gözaltına alınmıştır" dedi. Mimarlar Odası’nın kullanımında bulunan Yıldız Sarayı Dış Karakol Binasının boşaltılması için dün akşam saatlerinde Kaymakamlıkça tebligat gönderilmiş ve bu sabah Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi kolluk güçlerince abluka altına alınarak yönetici arkadaşlarımız gözaltına alınmıştır. Kaymakamlıkça boşaltılması ve teslim edilmesi istenen bina, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ile 22.10.2002 yılında, 49 yıl için yapılan tahsis protokolü uyarınca hizmet binası olarak kullanmaktadır. 2002 yılında imzalanan protokol süresi bitmeden, hukuk tanımaz bir şekilde kullanmakta olduğumuz binanın boşaltılması girişimi alışık olduğumuz bir şekilde darbe usullerine göre gerçekleştirilmiştir. Yıldız Sarayı Dış Karakol Binası bugün sabah saatlerinde emniyet güçlerince ablukaya alınmış, yöneticilerimizin binaya girmesine izin verilmemiş, sokağa girmek isteyen arkadaşlarımız gözaltına alınmak istenmiştir.

 

 

 

Haziran 2016 Sanatta Hak İhlalleri

                                                                                                   Sanat Meclisi

 

·       Yaz aylarında sanat etkinliklerinin hızı azalsa da bu alana yapılan saldırı ve ihlaller hız kesmeden sürüyor. İstanbul Büyükada'ya konulan heykeltıraş Cemil Güntepe’ye ait barış heykeli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sakıncalı bulunup kaldırılmış, sanatçılar ise heykeli CHP’li belediyeye teslim etmişlerdi. Bir süre sonra heykel Tophane’deki Muzaffer Ertoran’ın “İşçi” heykeli gibi ortadan yok oldu. Sanatçılar günlerce heykeli aradılar ve sonunda bir çöplükte buldular. Heykeltıraş Cemil Güntepe yaptığı açıklamada; “Bu ülke bütün devlet kurumlarıyla anlayışıyla sanat ve sanatçıya felaket değer veriyor ve çöplüğe atıyor onca güzel niyetle çalışılmış tasarımlarını” sözleriyle tepkisini ortaya koydu.

·       Gültepe Kültür ve Dayanışma Derneği, Eskişehir Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü'ne dilekçe vererek 4 Haziran Cumartesi günü 'Yozlaşmaya Karşı Anadolu Halk Festivali' adı altında Grup Yorum'un da katılacağı bir etkinlik düzenlemek istediklerini bildirdi.  4 Haziran’daki etkinlik,  'terör örgütünü destekleyici ve övücü mahiyette örgüt propagandasına dönüşebileceği ve muhtemel şiddet olaylarının yaşanabileceği' gerekçesiyle, kaymakamlık tarafından yasaklandı, yapılan açıklamada şöyle denildi:
"Odunpazarı Kaymakamlığı; müracaat dilekçesinin incelenmesi neticesinde, ismi geçen şahıslar hakkında geçmişte 'terör örgütüne üye olmak ve terör örgütü propagandası yapmak' suçlarından çok sayıda adli işlem yapıldığı, aynı yasadışı eylemlere tevessül edilebileceği, 'etkinliğin terör örgütünü destekleyici ve övücü mahiyette örgüt propagandasına dönüşebileceği ve muhtemel şiddet olaylarının yaşanabileceği', Grup Yorum'un konser müracaatları ya da içinde bulunduğu etkinliklerin başta İstanbul olmak üzere bazı illerde yasaklandığı da değerlendirilerek, mevzuatın verdiği görev ye yetkiyi kullanarak, düzenlenmek istenen 'Yozlaşmaya Karşı Anadolu Halk Festivali' adlı etkinliğin yasaklanması kararını almıştır."

 

·       Dizi setlerinde yaşanan hak ihlalleri ve insanlık dışı manzaralar da durmak bilmiyor. Bu konuya dikkat çeken Tilbe Saran, şunları söyledi: “Dizilere tövbe ettim, koşullar düzelene kadar çalışmayı düşünmüyorum. Sıfır denetim! Setlerde çocuk çalıştırılıyor. Sigortasız çalışanlar da var. Son işten de imza attığımız koşullara uyulmadığı için ayrıldım. Uzun süren çekim saatleri nedeniyle gözümde ‘tedavi edilmezse kalıcı hasar olabilir’ raporum var. Öyle sözleşmelere imza atmak zorunda kalıyoruz ki, dizinin olası evrenlerdeki satışını-yayınlanması bile teslim ediliyor. Sözleşmeleri yazan hukukçuların nereden mezun olduklarını merak ediyorum. Mesela şoke edici bir madde şöyle: ‘Ölüp de seti aksattığı takdirde, mirasçıları tazminat maddesinden sorumludur’. Ben aynı zamanda Oyuncular Sendikası Genel Sekreteriyim. Oyuncuların çalışma koşullarıyla ilgili sıkı bir çalışma yapıyoruz. Sektörün gidişatı pek iç açıcı değil. Türk dizileri ABD dizilerinden sonra dünyada en çok satılan yapımlar; yani takır takır para kazandıran bir söktör. Fakat yüzde 8 oranında ölümlü kazanın olduğu bir sektör. Setlerde 18-20 saat çalışan var ve 16’ncı saatten sonra yüzde 60’tan fazla kaza yaşanıyor. Organ kayıpları, psikolojik çöküntüler söz konusu. Çalışma koşulları adeta 19. yüzyıl sanayi öncesi çocuk tekstil işçileri dönemi kadar ağır.”

 

·       Tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Ragıp Yavuz'u Gezi Direnişi'ni hatırlatan eski paylaşımları üzerinden hedef gösteren Yeni Akit'in iki haberi üzerine, hakkında İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından iki soruşturma başlatıldı. Sanatçı daha önce 12 Eylül Faşist Cuntası döneminde de ihraç edildiğini söyledi. Hakkında 2 soruşturma açıldığını ancak birinin evrakları hazır olmadığından tebliğ edilmediğini belirten Ragıp Yavuz, “1980'de faşist Kenan Evren cuntası tarafından 1402 sayılı yasayla kurumdan ihraç edilmiştim. Benzer bir uygulama ile ve 36 yıl sonra yine bir 'İhraç' kararı ile karşılaşırsam, söyleyebileceğim tek şey (Ülkem adına çok üzücü de olsa) 'nerede kalmıştık' olur. Bakalım günler ne gösterecek? Bütün meslektaşlarımın alkışı bol olsun. 'Gelecek günler geçen günlerden güzeldir eninde sonunda."

 

·       CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, çok sayıda şehir tiyatrosu mensubunun işten çıkarıldığını, çalışanlara ödenmeyen ödenek ve tazminatların bulunduğunu iddia etti. Şeker, Meclis'te, İstanbul Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği Başkanı Levent Üzümcü, yönetim kurulu üyeleri Cengiz Tangör ve Mahperi Mertoğlu ile basın toplantısı düzenledi.  Ali Şeker, 102 yıllık bir kurum olan şehir tiyatrolarının, son yıllarda çok ciddi sıkıntılar yaşadığını ileri sürerek, 860 kadrosu bulunan tiyatronun 100'e yakın kadrosunun boşta tutulduğunu ve bunların doldurulmadığını savundu, ödenmeyen ödenek ve tazminatların olduğunu ve çok sayıda şehir tiyatrosu mensubunun işten çıkarıldığını söyledi. Levent Üzümcü ise yönetmeliğin değişmesinin ardından o güne kadar ödenen teşvik ikramiyelerinin ödenmemeye başlandığını, çalışanların bununla ilgili açtığı davaları kazanmalarına karşın ikramiyelerin üç yıldan beri ödenmediğini, bazı meslektaşlarının ise "siyaset yaptıkları" gerekçesiyle ihraç edilmek istendiğini söyledi. Tiyatronun kadro alımlarının durdurulduğunu ifade eden Üzümcü, şu anda 220-230 arası olması gereken oyuncu kadrosunun 120 civarında bulunduğunu kaydetti.

 

·       Antalya'da Cumhuriyet Meydanı ile Attalos Heykeli arasındaki trafiğe kapalı alanda, 8 yıl önce Büyükşehir Belediyesi tarafından oluşturulan Sanat Sokağı kapatıldı. Esnaf sözcüleri, İsmet İnönü Parkı'nda yeni stantlar yapılacağı ve buradaki esnafın oraya taşınacağının söylendiğini, ancak taşıma işleminin de yapılmadığını belirttiler. Sanat Sokağı'nın yeniden açılması için imza kampanyası da başlatıldı. 8 yıldır 115 esnafın buradan el emeği ürünlerini satarak evine ekmek götürdüğü belirtilen kampanyada, destek çağrısında bulunuldu.

 

·       6 Haziran 2016 tarihli Yeni Akit gazetesinde yayınlanan haberde Denizli Büyükşehir Belediyesinin güdümündeki tiyatro ile ilgili "Tiyatro değil Gezi’ci yuvası " başlıklı haberin ardından Yönetmen Sinan Küçüköz' görevden alındı. Yeni Akit gazetesinde çıkan haberde "AKP’li Denizli Büyükşehir Bediyesi Tiyatrosu'nda Gezi destekçisi yönetmen Sinan Küçüköz'ün görevden alınmasıyla Büyükşehir tiyatrosunda kurulan ‘Gezi Çarkı’ deşifre oldu. Tiyatroyu Gezi’ci yuvasına çeviren Küçüköz'ün tiyatroya aldığı öğrencilerin sosyal medyadan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan paylaşımlar yapmaları Denizli halkından büyük tepki aldı" ifadelerine yer verildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, "sanatın millete hakarete dönüşmesine müsaade etmeyiz" dedi. Denizli’liler ise ilde oynatılan “Duvar” adlı oyunun sergilenmesinin ardından yönetmen Sinan Küçüköz’ün hedef haline getirildiğini söylediler. 

 

·       Pastel Film yapımcılığında ekrana gelen başrollerini Ezgi Asaroğlu, Keremcem, Ahu Sungur, Gülsen Tuncer, Oya Başar ve Sinan Albayrak'ın paylaştığı “O Hayat Benim” dizisinin setini oruç tutmuyorlar diye bastılar. Dizinin oyuncu kadrosunda yer alan Ceren Moray yaşananları Twitter üzerinden anlattı. Moray, "Oruç tutmuyor diye anneli küfür, ölüm tehdidi, fiziksel şiddet; bugün set bastı evet ve evet 10kg mermerin insanların kafasına atılışını gördük. Mesele nefretin hangi sette, hangi dükkanda, hangi semtte olduğu değil. Mesele, nefretin geldiği nokta; kendine benzemeyenin ölmesini dilemek." dedi. Moray'ın tweeti dizinin başrol oyuncularından Ezgi Asaroğlu'nun Twitter hesabı üzerinden de paylaşıldı. Dizinin yönetmeni Hamdi Alkan ve diğer oyunculardan ise henüz bir açıklama gelmedi.

 

·       Dizi film sektöründen bir emekçi mektubu ise şöyle: “Uzun yıllar film şirketlerinde, kamera arkasında çalışmış herhangi biri olarak sektör çalışanlarının mağduriyetlerini dile getirmek amacıyla yazıyorum. Yaklaşık olarak Şubat ayı başında start verilen Avşar Filmin yeni projesi 'Kalbim Yangın Yeri' adlı dizisinin ekibine nisan ayında dahil oldum. Ancak içinde bulunduğum zamanlarda gelen senaryo revizeleri, program değişiklikleri, mekanların bulunamayıp bulunduğu dakika iş beklenmesi, aylardır aynı bölümler tekrar çekildiği için ilerleme olmayışı bu nedenle paramızın ödenmemesi gibi bir çok sorunla karşılaştım. 25 Mayıs akşamı Whatsapp grubundan ''Kalbim yangın yeri 5. bölüm sezon finali olmuştur'' diye bir açıklama ile işimize son verilmiştir. Üzerinden 3 hafta geçmesine rağmen ekip olarak çıkış işlemlerimiz için şirket tarafından aranmadık, aradığımızda ise net bir bilgi alamadık. Paramızın ne zaman yatırılacağı konusunda da herhangi bir bilgiye sahip değiliz.
Bizler, gece gündüz çoğu zaman üçer dörder saatlik uykuyla 24 saatlere varan bir çalışma sürecinin içine girip emek harcıyoruz. Çoğu zaman yemek aralarını hatta repo günlerimizi bile çalışarak geçirmek durumunda kalıyoruz. Birçok yapım şirketi sigortalarımızı asgari ücret üzerinden gösteriyor. Sokaklarda çalışırken iş güvenliğimizin olmayışı, çalışma saatlerinin dengesiz oluşu ve hakkımız olan ücretlerin vaktinde gelmeyişi ya da yarım yamalak gelmesi gibi sorunlarla sıkça karşılaşıyoruz. Bu şartlar dâhilinde sektör her gün kayıplar vermektedir ve birçok kariyer sahibi insan başka fırsatlar bularak kendini farklı alanlarda geliştirmeye çalışmaktadır.” 

 

·        150 dakikalık diziler, fiyatını katlayan başroller hariç kimseye iyi gelmedi ve yaprak dökümü başladı. Birçok dizide ve sinema filminde yardımcı yönetmen olarak görev yapan Caner Ceyhan, önceki gün hayatını kaybetti. Kendisinden haber alamayan ailesi, polise haber verdi ve polis, Ceyhan'ın Kadıköy'deki evine gitti. Kapı çilingir yardımıyla açıldığında, yönetmenin evin merdiven korkuluklarına asılı cansız bedeniyle karşılaşıldı. Genç yönetmenin, bir süredir işsiz olduğu, sinema sektörünün zorluklarına karşı direnemediği ve ardında bir mektup bırakarak intihar ettiği öğrenildi. Ailesinin yaşadığı Didim'de dün toprağa verilen Ceyhan'ın, yakın çevresini şaşırtan intiharına, işlerindeki sıkıntılarının sebep olması, sinema sektöründeki çalışma şartlarını, dizilerin süreleri ve sektördeki tekelleşme tartışmalarını da tekrar gündeme getirdi. Yönetmen Yüksel Aksu yaptığı açıklamada, Ceyhan'ın ilk stajını ve asistanlığını, üniversite 2. sınıf öğrencisiyken kendisinin yanında yaptığını söyledi. "Ben çobanlık ve kamyon şoförlüğü yapmış, turizmde, inşaatta, madende çalışmış biriyim. Dünyanın emek ve emekçi tarihini biliyorum. Dünyanın en vahşi sektörü, Türkiyedeki dizi sektörü. Ben asistanlığa başladığımda 36 dakika olan diziler şimdi 150 dakika. İnsanlar setlerde 24 saat çalışıyor."
Senarist, yapımcı ve yönetmen Nazif Tunç ise "Birtakım sanat çetelerinin baskıları, yapımcı baskıları genç arkadaşların kendi sanatlarını göstermelerini engelliyor. Bildikleri, tanıdıkları ve kayırdıkları insanları var ediyorlar ve başka yetenekleri görmezden geliyorlar. Eğer oyuncuysan seçilebilirsen, yönetmensen ancak tercih edilirsen, senaristsen yazdığın okunursa ya da tiyatrocuysan sahne bulursan kendini gösterebilirsin. Sanat ve kültürde bir iktidar var. Bu iktidarı ele geçirmiş olanlar taştan ve mermerden de sert bir zihniyet içinde, kendi düşüncelerinden olmayanları aralarına almazlar."
Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği (Sinebir) Yönetim Kurulu Başkanı, yönetmen İsmail Güneş de sektörün en önemli problemlerinden birinin, uzun çalışma saatleri olduğunu bildirdi. Haddinden fazla çalışan insanların yorulduklarında isyan ettiklerinden bahseden Güneş, bu durum karşısında, işverenlerin isyan eden insanları bir daha çalıştırmadıklarını anlattı: "Şu anda bir meslek birliğine üye olanlar değil, herhangi bir meslek birliğine üye olmayanlar çalışıyor. İçerisinde, 'Herhangi bir meslek birliğine üye olmama' maddesinin olduğu sözleşmeler gördük. Biz uğraşıyoruz, çalışıyoruz ama maalesef bunun bir karşılığı yok. Berber, mesleğini yapmak için bir meslek odasından belge alıyor ama bu ülkede, film çekmek için herhangi bir yerden belge almaya gerek yok. Bu da çok acı bir durum."

 

·       Muğla’da, belediyenin kent estetiğinin yansıtılması için özel olarak yaptırdığı “Keçili Yörük”, “Hayvan Sevgisi” ve “Serpil” heykellerine, kimliği belirsiz kişiler tarafından zarar verildi. Serpil heykelindeki kadının elindeki çay bardağı kırıldı, tabağın içinde de sigara söndürüldü. İzmirli heykel sanatçısı Cumhur Ata Türk’ün yaptığı Kocamustaefendi Caddesi’ndeki yeşil alana dikilen Keçili Yörük heykelinin bir boynuzu, Sınırsızlık Meydanı’ndaki Hayvan Sevgisi heykelindeki kadının ise eli kırıldı. Son olarak da Recai Güreli Caddesi üzerindeki Serpil heykeline zarar verildi. Heykeldeki çay tabağının içinde sigara izmaritini görünce çok şaşırdığını belirten Huriye Şimşek, “Bu kadarına da pes doğrusu, bunu yapanların tedavi görmesi gerekiyor” dedi. Olayla ilgili haberlerin internet siteleri ve gazetelerde geniş yer bulmasının ardından Muğla Büyükşehir Belediyesi, harekete geçti. Serpil heykelindeki kırılan kadının kolu ve çay bardağı onarıldı, sigara söndürülen çay tabağı ise temizlendi.  Park'ta çay ocağı işletmeciliği yapan Serdar Şanda, "Artık kimse heykele zarar veremeyecek. Yerleştiğimiz güvenlik kamerası sürekli kayıt altında olacak. Eğer aksi bir durumla karşılaşırsak kayıtları emniyete vereceğim" dedi. Belediye yetkilileri ise fiberden yapılan diğer heykellerin ise onarımının kısa sürede tamamlanacağını ifade etti.

 

·       İstanbul’un adaları, adalarda yaşayan binlerce insanı ve onlarca sanatçısı vardır. Her adanın nabzı, insanlarıyla olduğu kadar sanatçılarıyla da atar. İnsanların sesleri, sözleri ve günlük çabalarının yanı sıra edebiyatçıların dizeleri, öyküleri, plastik sanatlardan ressamlar ve heykeltraşların resimleri, heykelleri, müzikçilerin şarkıları da adaların bir parçasıdır. Burgazada yazar Sait Faik’le birlikte anılır. Heybeliada şairlerin dizeleriyle adını yaygınlaştırmıştır. Büyükada onlarca ressam, müzikçi, sahne sanatçıları, sinema oyuncuları ile iç içedir. Bu yıl adanın bir dolu derdine çare bulamayan CHP’li Adalar Belediyesi; bir yanda kaçak yapılaşmalara göz yumup adalarda ulaşım adına korku dolu gelişmelere engel olamazken adayı resmeden plastik sanatçılara savaş açmayı seçti. Adada resim çalışmaları yapan sanatçıların üstüne zabıtalarla saldıran belediye, öte yandan da heykelleri çöpe atmaya kalkınca adalı sanatçılar bu durumu protesto etmeye karar verdiler. Sanatçılar 15 Haziran 2016 günü Büyükada meydanına “Ferman Belediyeninse Sokaklar Bizimdir” yazılı bir pankart açtı. İlk hareketlenmede zabıtalar sanatçıların üzerine yürümeye kalktılarsa da sanatçıların yükselen sesi karşısında geri adım atmak durumunda kaldılar. Adanın ortasında sanatçılar Bilge Oykut, Özlem Elif ÇalışkanKürşat CandanNecdet Kutlucan ve Kaya Ömer Aykut resim çizmeye koyuldular. Sanat Meclisi’nden Tiyatro Simurg oyuncuları da oyunlar oynayarak sanata yapılan saldırıları teşhir ettiler.

 

·       Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi'nde dün gösteri öncesi sahne ışıklarını ayarlamak için çıktığı tavanın çökmesi sonucu yaklaşık 10 metre yüksekten koltukların üzerine düşerek ağır yaralanan ve tedavi altına alınan oyuncu 18 yaşındaki Ercan Yılmaz kurtarılamadı. Rize Belediyesi'nin Ramazan etkinlikleri kapsamında sahnelenecek oyun için hazırlıklara başlayan, Rize İçin Genç Girişim Derneği Tiyatro Topluluğu ekibinden Ercan Yılmaz, sahne ışıklarını ayarlamak için tavandaki bölüme çıktı. Genç tiyatrocu Yılmaz, bastığı alanın çökmesi sonucu yaklaşık 10 metre yüksekten salondaki koltukların üzerine düştü. Ağır yaralanan genç tiyatrocu, ambulansla Rize Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yoğun Bakım Ünitesi'nde beyin ölümü gerçekleşen Yılmaz kurtarılamadı. Rize Tevfik İleri Meslek Lisesi son sınıf öğrencisi olan Ercan Yılmaz, bir süreden bu yana Rize İçin Genç Girişim Derneği bünyesindeki Tiyatro Topluluğu ekibinde yer alıyordu.

 

·       Bakanlık müfettişleri Devlet Tiyatroları (DT) yönetiminin yıllardan bu yana çalışanlarının ‘izin hakkını kullandırmadığını’ tespit etti. Devlet Tiyatroları’nda (DT) sahnelerde görevli teşrifat ve temizlik işçilerinin yıllardır “ücretsiz izin uygulamasına” tabi tutulduğu ortaya çıktı. Bakanlık müfettişlerince DT’deki çalışanların şikayeti üzerine yapılan teftişte, durumun “çalışma yasalarına aykırı olduğu” belirlenirken, bakanlık müfettişleri “DT’nin devleti zarara uğrattığı” saptamasında bulundu. Müfettişlerin, yaptığı soruşturma sonrasında DT yönetimine, “Bu şekilde çalıştırılan kaç işçiniz varsa ya derhal hakkı olan izinlerini kullandırın ya da izin hakları kadar ücretlerini verin” ihtarı yapıldığı öğrenildi. Bursa, Erzurum, Sivas, Diyarbakır ve Ankara gibi DT’nin bölge müdürlüklerinde inceleme başlatan müfettişler, “yıllardan bu yana DT Genel Müdürlüğü’nün çalışanlara haklarını vermediği” tespitinde bulunduğu öğrenildi. Bakanlıktan gelen talimat üzerine DT yönetiminin de “acil” olarak çalışanları “izne çıkarmak” için kolları sıvadığı öğrenildi. Ancak izin kullanımlarında da çeşitli sıkıntılar baş gösterdi. Kurumda, yapılan hesaplamalara göre birçok çalışanın 300, 200 ve 100 günün üzerinde izin haklarının bulunduğu ortaya çıkarken, çalışanlara ise “üstü kapalı olarak izin için ücret talebinde bulunmamaları uyarılarında da bulundukları” ileri sürüldü. Ancak bazı bölgelerdeki çalışanların bu uyarıları dikkate almayarak, kurum aleyhine dava açtıkları da öğrenildi. Tüm bunların yanı sıra senelerdir çalışanlara ödenmeyen primlerin de yasaya göre sadece son beş yıllık dönemi kapsadığı ortaya çıktı. Böylece çalışanların da “zarara uğratıldığı” belirlenmiş oldu. Bu durum;  ilerleyen günlerde bakanlık ve DT yönetimi arasında, çalışanların açtıkları karşı davalarla yeni bir kriz yaratacak gibi gözüküyor.

 

·       Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı İskenderpaşa Mahallesi’nde bulunan Avesta Yayınevi’nin deposu gece karanlığında kimliği belirsiz kişi veya kişilerce ateşe verildi, 3 odalı deponun bir odasında çıkan yangın yurttaşlar tarafından söndürüldü. Maddi hasara neden olan yangına dair bilgi veren Avesta Yayınevi sorumlusu Songül Keskin, kundaklama izleri olduğunu belirterek, “deponun yakıldığı odada demir parmaklıklardaki kitaplar itilerek devrilmiş” dedi. Keskin suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.

 

·       Bir süre önce tiyatro yönetmeni Ragıp Yavuz aleyhine haber yapıp hakkında soruşturma açtıran Akit Gazetesi, bu kez öğretim üyesi Selen Korad Birkiye’yi hedef gösterdi: “Devlet bünyesinde eğitim veren Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan ve aynı anda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda görev yaptığı öğrenilen Doç. Dr. Selen Korad Birkiye’nin sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar ile eşcinsel sapkınlığı meşrulaştırmaya çalıştığı ortaya çıktı. Paylaşımlarda LGBT’li sapkınlara açık şekilde destek veren Birkiye, ahlaksız görüntülerin sergilenmesini engellemek için İstanbul Valiliği tarafından düzenlenmesine izin verilmeyen ‘sapkın yürüyüş’ ün yapılabilmesi için düzenlenen imza kampanyasına destek çıktığı belirlendi. Sapkınlığı meşrulaştırma çabasına girişen böyle bir öğretim görevlisinin, devlet üniversitesinde nasıl maaş aldığı merak edilirken, toplumun ahlaki değerlerini hiçe sayan böyle bir öğretim görevlisinin halen görevine devam edip yüzlerce öğrenciye ders veriyor olması kafalarda soru işareti bıraktı.”  Birkiye hakkında yapılan bu haber sanatçılar arasında tepkilere yol açtı. Hakkında yazılan çirkin yazıya karşılık olarak facebook hesabından açıklama yapan Selen Korad Birkiye “Yeni Akit en son beni hedef göstermiş! Hodri meydan gübre beyinliler! Ben ve benim gibiler, demokratik hakları sapkınlık olarak nitelendirmiyoruz. Ötekileştirmeyi, nefret söylemini, bizden olmayan bu memleketten gitsin kafasında olmayı reddediyoruz. Ama kendi küçük beyninde her türlü katakulliyi yapanların, çocuklara tacizi, kadınlara, LBGT’ye şiddeti hoş görenlerin, dini araç kullanıp parayı cukkalayanların, ölen insanlara sırf “karşı tarafta” diye sevinenlerin, güç yalakalarının, demokrasi düşmanlarının da sonuna kadar karşısındayım. Bundan da bir adım geri atmam. Ha bu arada tabii ki “Gezici”yim. Bundan da gurur duyarım. Hadi bakalım, gazanız mübarek olsun!” dedi 

 

·       Aralarında Baskın Oran, Zeynep Tanbay, Lale Mansur, Nurcan Baysal, Hasan Cemal, Fikret Başkaya gibi isimlerin yer aldığı bir grup aydın, sanatçı ve gazeteci, Türkiye’de son dönemde yaşanan hak ihlallerine dikkat çektikleri ‘Yetti Artık – Erdoğan Rejimi’ne İhtar’ başlıklı bir bildiri yayımladı. “Erdoğan Rejimi ülkeyi korkunç bir sona götürüyor. Durdurulamayan bir felakete. Yaşanamaz bir Türkiye’ye” sözleriyle başlayan bildiride, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı’na dair son açıklamasında kullandığı “Gezi Parkı’na o tarihi eseri inşa edeceğiz” sözlerine ve Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak için başlatılan ‘nöbetçi yayın yönetmeni’ kampanyasına destek veren Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına da değinildi. Bildirinin geniş özeti şöyle: “Erdoğan Rejimi ve yandaşlarını uyarıyoruz: Bu ülke hiçbir zaman bu kadar emniyet supabsız bırakılmadı. Bizi bu kadar korkuttuğun için asıl sen korkacaksın. Arttıkça artan rezaletler bu ülkede hâlâ kim ve ne kalmışsa süpürüp götürecek. Erdoğan Rejimi kendini bunun dışında tutabileceğini sakın sanmasın. Üniversitede ders vermek bile kabus oldu. Öğrenci kılığındaki yaratıklar hocanın konuşmasını kaydedip muhbir vatandaşlığa soyunuyor. Ve şimdiye kadar üniversitedir diye bildiğimiz o binalar kompleksi de utanmıyor, hocayı işten atmayı kendine yedirebiliyor. Ondan sonra da, korkunç para cezaları ve tehditlerle ödü koparılmış bir amiral gemisinde köşe yazarı kalkıyor, bir profesöre üniversite dersinde neyin nasıl konuşulacağını öğretmeye yelteniyor. Cür’ete bak. Bir başka üniversite diye bildiğimiz binalar kompleksi, incelemek üzere taş parçaları toplayan arkeolog hocasını işten atıp taşları toprağa geri gömme emri çıkartıyor. Üniversitelerin ödü kopuyor. Nasıl kopmasın ki Erdoğan Rejimi üniversitelere bile kayyum tayin etmekte; şu an itibariyle 3 oldu. TBMM boşaltılıyor. İkinci büyük muhalefet partisinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Polis yarın kapılarında. Zaten eşbaşkanın evi basıldı bile. Yargıtay ve Danıştay diz çöktürülmek üzere boşaltılıyor, yerlerini Erdoğan Rejimi dolduracak. Sıradaki: Anayasa Mahkemesi. Yargı bitmiştir. Umut bitmiştir. Erdoğan’ın esnafı alperen ilan etmesi yetmedi, devletin polisi, jandarması, MİT’i, askeri kafi gelmedi, şimdi de özel güvenlik elemanları olağanüstü yetkilerle Erdoğan Rejimi’nin hizmetinde. Bu kadarını, SA ve SS’leri kuranlar bile düşünmemişti. Sur, Şırnak, Cizre, Yüksekova yakılmış yıkılmış ne kelime; artık büyük özel mülkiyet bile güvencede değil; İşbank ve Doğan Holding gibi en verimli banka ve holdingler eğer biat etmiyorlarsa işleri “bir kayyumluk”. Önce zarar, sonra iflas ettiriliyorlar. İflas uzayacaksa haraç mezat satılıyorlar. Her türlü eleştiri yapılabilecek ama “silahlı terör örgütü” asla denemeyecek Gülencilere yakında fırınların ekmek satması da yasaklanacak. Eğitimin “İmanlı nesil yetiştiriyoruz” diye perperişan edildiği, ortaokul binalarının boşaltılıp imam-hatip yapıldığı ülkede Milli Eğitim Bakanlığı’nın adını Maarif Bakanlığı’na çevirmekten bahsediliyor. TÜRGEV ve Ensar cinsinden bir Maarif Vakfı kurup yetkilerin bir kısmını ona devretmek kolaylık sağlıyor. Balık baştan kokunca kuyruk da leş gibi tütüyor: Galeriler ve plak evleri Ramazan münasebetiyle basılıyor. Farklı cinsel eğilimdeki insanların Anayasa’daki ‘silahsız ve saldırısız’ yürüyüş hakları mağara tehdidiyle önleniyor.
Bütün bunların hesabı asla öteki dünyaya falan kalmaz. Hem kurum hem birey olarak hesabı sorulacak; emir verdiler deyip kurtulmak yok. Erdoğan Rejimi ve yandaşlarını uyarıyoruz: Bu ülke hiçbir zaman bu kadar emniyet subapsız bırakılmadı. Bizi bu kadar korkuttuğun için asıl sen korkacaksın.”

 

·       İzmir Metrosundaki ‘Müzisyen’ heykeline ikinci saldırı: Yine o adam!
İspanyol Sanatçı Almacino Gonzales Andres’in ‘Müzisyen’ isimli eserine Mayıs ayında balyozla saldırarak kıran Serdar Kelçe serbest kaldıktan sonra yeniden yerine konan esere bir saldırıda daha bulundu. İzmir Metrosu’nda bir süredir AKP Gençlik Kolları üyeleri tarafından müstehcen olduğu gerekçesiyle protesto edilen İspanyol Sanatçı Almacino Gonzales Andres’in ‘Müzisyen’ isimli eseri uğradığı çirkin saldırının ardından yerinde yeniden sergilenmeye başladıktan sonra yeni bir saldırı girişimine maruz kaldı.
Hakkında çok sayıda suç kaydı bulunan Serdar Kelçe, 26 Mayıs’ta İzmirspor İstasyonu’nda sergilenen esere balyozla saldırarak parçalamıştı. Kelçe, Emniyet’te yapılan işlemlerin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken ‘Müzisyen’ adlı ahşap heykel de 17 Haziran 2016 günü kısmen onarılarak yerli ve yabancı heykeltıraşlar tarafından eski yerine yerleştirilmişti. Eserin sahibi Andres’in eksik kalan son parçayı kente gelerek tamamlaması beklenirken İzmir’i şok eden bir olay daha yaşandı. Serdar Kelçe İzmirspor İstasyonu’na bir kez daha giderek heykele yeni bir saldırıda bulundu. Heykelin onarılan parçaları yine yerinden düştü. Kelçe güvenlik görevlileri tarafından alıkonurken, Emniyet’e götürüldü. Burada ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartıyla yeniden serbest bırakıldı.

 

·       Görevinden ihraç edildikten sonra hakkını aramak için dava açan Levent Üzümcü’ye mahkemeden olumsuz yanıt geldi. Dava Üzümcü’nün aleyhine sonuçlandı. Konu ile ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Levent Üzümcü’nün paylaşımı şöyle:
“Bilindiği üzere 2015 yılında İBB Belediyesi Şehir Tiyatrosundan “memurluğa bir daha dönmemek üzere” atıldım. Gerekçe olarak Sosyalist Enternasyonel’de yaptığım konuşma ve BirGün gazetesine verdiğim röportaj gösterilmişti. Hakkımı aramak üzere avukatım Sera Kadıgil aracılığı ile İdare Mahkemesine, esasta ve usulde inanılmaz hatalarla dolu bu karara karşı dava açtık. İdare Mahkemesi ilk önce yürütmeyi durdurma isteğimizi reddetti, ardından da usulde yapılan ve davanın açılmasının dahi önüne geçecek hataları görmezden gelerek davayı aleyhime sonuçlandırdı. Aleyhime açılmış bu davada, şahsıma isnat edilen suçlamalar içinde yer almayan ve konuyla uzaktan yakından alakası olmayan sözlerim dahi çarpıtılarak aleyhime verilmiş karar metninde karşıma çıkmıştır. Hepimiz biliriz ki, geç gelen adalet, adalet değildir; ancak bu davada göz göre göre bir adaletsizlik yapılmaktadır. Bugünden itibaren hakkımı aramaya Danıştay’da devam edeceğim. Sosyalist Enternasyonel konuşmama ve BirGün gazetesindeki röportajıma internet üzerinden istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz. Sevgilerimle.”

      

·       Tiyatro oyuncusu ve yönetmen Kemal Kocatürk’e soruşturma açıldı. Kendisine soruşturma açıldığını sosyal medya hesabı üzerinden duyuran Kemal Kocatürk devamında şunları ekledi; “İBB müfettişi soruşturma açtı. 657’ye bağlı memur, gündeme sıradan insanlar gibi yorum yapamazmış, yaparsa suç işlermiş. Gericilik, AKP ve yandaşları için sosyal medyada yazdıklarım için soruşturma başlatıldı. Suç olarak görünen ise, 657 sayılı yasayla devlet memuru olmama karşın ülke gündemini sıradan bir vatandaş gibi yorumlamış olmam. Buyrun bakalım, sıradan bir vatandaş mı olmalıyım yoksa devlet memuru mu? Ben sanatçıyım. Gördüğümü, duyduğumu işlemektir benim ödevim. Yılmam, yılmadım, yıldıramazsınız!

 

·       Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü (DOBGM), teşkilat kanununu sil baştan düzenlemek için kapsamlı bir çalışma yapan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na, kurum için yaptığı taslak çalışmayı teslim etti. Genel müdürlük, çalışmada balerinlerin 38, baletlerin 43, kadın opera ve koro sanatçılarının 50, erkek opera ve koro sanatçılarının ise 55 yaşında emekli olmasına ilişkin düzenleme yaptı. Erken emekliliği teşvik etmek amacıyla kademeli olarak yüzde 60'a kadar fazla ikramiye önerildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunu tamamen değiştirmek için yasa çalışması hazırlıyor. Taslağın birinci maddesinde, kanuna geçici madde eklenerek erken emekliliği teşvik amaçlanıyor.  Kademeli olarak yüzde 60'a kadar fazla emeklilik ikramiyesi önerilen düzenleme şöyle: "Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda veya bağlı kuruluşları olan DOBGM’de çalışan memurlardan, maddenin yürürlüğe girdiği tarihte emekli aylığı bağlanmasına hak kazanmış olan ve bu tarihten itibaren 4 ay içinde emeklilik başvurusunda bulunanlara, emekli ikramiyesi bu maddenin yayımı tarihi itibariyle yaş haddinden emekliliğine; en fazla üç yıl kalmış olanlara yüzde 40, üç yıldan çok ve altı yıl dahil, altı yıldan az kalmış olanlara yüzde 50, altı yıldan fazla kalmış olanlara yüzde 60 oranında fazla ödenir. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde emekli aylığı kazanmasına hak kazanacaklar da belirtilen süre içinde emeklilik başvurusunda bulunmaları halinde, bu madde hükümlerinden yararlandırılır. Bu madde hükmünden yararlanarak emekli olanlar için hizmet süresine bakılmaksızın en son ek göstergeleri üzerinden emekli maaşı ve ikramiyesi hesap edilir."
Taslağın beşinci maddesinde ise DOBGM'nün Kuruluşu Hakkında Kanun'a yapılan ek madde ile de emeklilik yaş sınırlamasının sınırları yeniden çizildi. Maddede şöyle denildi: "Bu kanunun dördüncü maddesinin (a) bendine göre görev yapan sanatkar memurlardan; bale prima solistleri, bale solistleri, kordöbale solistleri, kordöbale sanatçılarından en az 15 yıllık hizmet süresini tamamlamaları şartıyla kadınlar 38, erkekler 43 yaşında; opera solistleri, opera prima solistleri, koro sanatçıları 25 yıllık hizmet sürelerini tamamlamaları şartıyla en fazla kadınlar 50, erkekler 55 yaşında diğerleri 65 yaşında emekli olurlar. Genel Müdürlük Teknik Kurulu kararı ile sanatkar memurlara ilişkin norm kadro sayısının yüzde 10'unu aşmamak şartıyla yukarıda belirlenen yaşları aşanlar çalışmaya devam edebilirler."

 

·       Bodrum'da market işleten A.K. isimli bir kişi ailesinden miras kalan  eski evi, yerine yenisini yaptırmak için bir süre önce yıktırdı. Hafriyatın kaldırılmasının ardından yeni yapılacak ev için 15 Haziran'da kepçeyle temel  kazı çalışmalarına başlanıldığı sırasında 2 bin 100 yıllık tarihi geçmişe sahip üç mezar tahrip edildi.  Üzerlerine duvar örülen Roma Dönemi'ne ait mezarlardan PVC atık su borusu geçirilmesi tepkilere neden oldu. İnşaattaki çalışmalar durdurulurken, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi yetkilileri konuyla ilgili soruşturma başlattı. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nden emekli müdür yardımcısı Aykut Özet, "Roma Dönemi'ne ait mezarların bulunduğu yerde herhangi bir güvenlik önlemi alınmadığı gibi mezarlar tahribata uğramış. Binlerce yıllık antik mezarlar tabii ki böyle korunmamalı. Mezarların korunması gereken yerde üzerine bir de duvar örülmüş. Bu manzarada görünen en iyi şey inşaatın bir süreliğine durdurulmuş olması" dedi.

 

·       Kanal D’de yayınlanan “Hayatımın Aşkı” dizisi teknik ekibi gerekçesiz bir biçimde işten kovuidu. Ekibin açıklaması şöyle: 16 Haziran Perşembe 2016 tarihinde, 7. Bölüm çekimlerimizi tamamlanmasına 1 gün kala, Sony Picture ortaklığında Lucky Red Production’un ‘Hayatımın Aşkı’ projesi set çalışanları olarak işimize son verildiğini bir internet bloğundan öğrendik. Resmi olarak, yapımcımız Shebnem Aşkın ya da temsilcilerinden, teknik ekibe konuyla alakalı hiçbir şey tebliğ edilmedi.
Başka bir teknik ekiple anlaşıldığını yakın çevremizden duyduk. Bizler de, Sinema Televizyon Sendikası üyeleri olarak, konuyu sendikamıza taşıdık. Sendika avukatımız ve sendika temsilcilerimizle beraber, 8. Bölüm çekimlerinin yapılacağı ilk gün set saatinde bütün teknik ekip, sete çalışmak üzere gittik. Sete gittiğimizde gördük ki, yeni bir teknik ekip ve yeni yönetmen çalışmış olduğumuz projeyi çekmek üzere hazırlık yapıyordu.
Sendika temsilcilerimizle beraber bu durum hakkında tutanak tuttuk. Bize tebliğ edilmediği halde, işimize son verilmiş ve başka bir ekiple anlaşılmıştı. Resmi olarak, S.G.K.’lı her işçi, işten çıkarılmadan minumum 15 gün önce işveren tarafından bilgilendirilmelidir. İşveren bu sorumluluğu yerine getirmezse, 15 günlük çalışma bedelini yani 2 bölüm karşılığı ücret ödemeyi hukuksal olarak kabul etmiş olur. Aynı zamanda işçinin bütün alacaklarını kapatma yükümlüğü de vardır. Sonuç olarak Hayatımın Aşkı projesi ekibi olarak, 1 hafta icerisinde, kalan 4 bölüm alacağımız + 2 haftalık ihbar tazminatı hakkımızı tahsil etmiş bulunmaktayız. Serbest meslek makbuzu kesen ve rentallarda calisan arkadaslarimizin sirketle olan sureci devam ediyor.Bu sürecin de ayrıca takipçisiyiz.Herkesin bilgisi olsun.Dileriz bir daha böyle üzücü olaylarla kimse karşılaşmaz.

 

·       Tiyatro Eğitim Derneği Başkanı ve Drama Kumpanya Sanat Yönetmeni Kemal Oruç’a ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ gerekçesiyle ‘hakkında yaklaşık 50 sayfalık dosya düzenlenerek’ soruşturma açıldı. Kemal Oruç’un konuyla ilgili açıklaması şu şekilde: Bana Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle soruşturma açılmış. Bugün savcılığa gidip ifade verdim. Bir Facebook paylaşımım* üzerine suç duyurusunda bulunulmuş. Bunun üzerine, yazdığım oyunlarla ilgili bilgilerin de yer aldığı, yaklaşık 50 sayfalık dosya oluşturulmuş.Şu bilinmelidir ki, bir eğitimci ve sürekli sanatsal üretimde bulunan bir insan olarak gördüğüm yanlışı eleştirmekten hiç çekinmedim/çekinmeyeceğim. Gerek sosyal medyada gerekse basılı yayında yazdığım her yazının son noktasını bizzat ben koydum! Aklımla ve hür irademle yazdığım/söylediğim her sözün arkasındayım. Sanat ve sanatçı susturulamaz! Dünyayı güzelleştirmeye devam edeceğiz, her daim!

 

 

·       1946 yılında kurulmuş olan UNESCO (Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı)’ya bağlı olarak oluşturulan Uluslar arası Tiyatro Enstitüsünün (ITI) her ülkede bir temsilciliği ve yönetimi vardır. Türkiye’deki yönetimin başında ise yazar Refik Erduran bulunmaktadır.

Oyun yazarı Refik Erduran, böyle bir kurumun başındaki kişi olarak Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı’ya bir mektup yazdı. Aralarında Levent Üzümcü’den Erhan Yazıcıoğlu’na, Yücel Erten’e değin pek çok sanatçıyı “jurnallediği” mektubu, tiyatro camiasında “kriz” yarattı. Erduran, mektubunda, Levent Üzümcü için “şov şampiyonu”, Yücel Erten için “aktif nifakçı” gibi nitelendirmelerde bulunarak, tiyatrocuları da “Beyaz Türk” olarak tanımladı. Erduran’ın Bakan Avcı’ya yazdığı mektuptan bir bölüm ise şöyle: “Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim. Afiyettesiniz inşallah. En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini ‘beyaz Türk’ sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi de hiçe sayarak ‘cahil’ çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.”

Mektubun sızmasının ardından camiadan tepkiler de gecikmedi. Rejisör Yücel Erten, kişisel facebook hesabından Erduran’a şöyle cevap verdi: “Beni ‘en aktif nifakçı’ olarak nitelendirmiş. Şöyle desem anlar mı, bilmem: Spartakus benim!”
Yücel Erten, ITI yönetimine bir çağrıda bulundu, çağrı şöyle:
Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Milli Merkezi Genel Kurulu’nun kimlerden oluştuğu sorusuna Refik Erduran şöyle cevap vermişti: Turan Oflazoğlu, Erol Keskin, Şükrü Türen, Mazlum Kiper, Raik Alnıaçık, Savaş Aykılıç, Tamer Levent, Özdemir Nutku, Ayşegül Yüksel, Zeynep Oral, Selda Öndül, Göksel Kortay, Lemi Bilgin, Hale Kuntay, Ülkü Ayvaz, Sevgi Sanlı, Tuncer Cücenoğlu ve Nurhan Karadağ. (Mustafa Demirkanlı, Tiyatro Dergisi Nisan 2014) Ülkü Ayvaz ve Nurhan Karadağ aramızdan ayrıldılar. Geriye kalan isimlere, bir görüş belirtmeleri ya da bilgi paylaşmaları için çağrıda bulunmuştum. Aradan geçen bir hafta içinde çağrıma şu yanıtlar geldi:

Şükrü Türen: ‘ITI ile bir ilişkim olduğundan, sürmekte olan bir üyeliğim olduğundan en ufak bir bilgim dahi yok! 2001 yılında İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni olarak iki toplantıya katıldım, o kadar… Kısaca son 15 yıldır bu kurum ile hiç bir ilişkim yoktur… Bu tuhaflığın nereye varacağını merak ediyorum’
Tuncer Cücenoğlu: ‘Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün üyesi olduğumu sizden duyuyorum. Sanıyorum 15-20 yıl önce Yıldız Sarayı’ndaki bir toplantıya çağrılmış ve gitmiştim oraya. Belki de o zaman üye yapmışlardır. Ama bir daha hiç bir toplantıya ve etkinliğe çağrılmadım. Eğer o zaman üye yapılmışsam, sürüyor mu bu durum? Onu da bilmiyorum. Öğrenip beni bilgilendirirseniz sevinirim.’
Savaş Aykılıç: ‘Değerli meslektaşlarım, ITI son genel kurulunda anımsadığım kadarı ile Refik Erduran, Emre Erdem, Engin Uludağ, Ayşe Emel Mesci, Recep Bilginer, Osman N. Karaca ve ben Yönetim Kurulu’na seçildik. Biz de aramızdan Refik Erduran’ı başkan ve Osman N. Karaca’yı Genel Sekreter seçtik. Hatta Yönetim Kurulu beni de Genel Sekreter Yardımcısı seçti. Anımsadığım kadarı ile o seçimden sonra o Yönetim Kurulu ikinci bir kere toplanmadı; ya da toplandı ise de benim haberim olmadı! Çünkü Refik Bey her şeyi bizzat tek başına yürütüyordu. Refik Bey o tarihten bu yana hemen her yaz arayıp, gelecek sezonda şu Genel Kurulu toplayıp yeni Yönetim Kurulu’nu seçelim deyip durdu! En son prostat kanseri tedavisi olduğunu kendisinden işitince ben de bir daha seçim konusunu açmadım. Refik Erduran’ın basına yansıyan ve bazı meslektaşlarımızı hedef gösteren ve karalayan yazı ve mektuplarına katılmam ve onaylamam mümkün değildir. Özetle ITI ile hiç bir ilgim yoktur, kalmamıştır. Eğer yeni seçim yapılamadığı halde, ITI Tüzüğü gereği ITI üyeliğim ve Yönetim Kurulu üyeliğim devam ediyorsa; bu yazım istifam olarak kabul edilsin.’
Özdemir Nutku: ‘Bir zamanlar üyesiydim, üye olduğum zaman hiçbir genel kurula çağrılmadım. Şimdi de üyesi miyim, bilmiyorum. Refik Erduran ITI’yı tek başına yönetiliyor. Üstelik 27 Mart bildirileri de onun keyfine bağlı. Refik, bu görevi hemen bırakmalıdır.’
Tamer Levent: ‘TOBAV Genel Merkezi’nin ITI Ankara affiliate üyesi/temsilcisi olması için başvurmuştuk bir zamanlar. Sonra olduk zannettik, ITI’ye sorduk, haberleri olmadığını söylediler. Yönetim Kurulu üyesi olup olmadığım da benim için aynı muğlaklıkta idi. Şimdi, ilk defa net bir şekilde öğrendim… Yani değilmişim!’
Ayşegül Yüksel: ‘Sanırım 1986’dan başlayarak Yönetim Kurulu’nda yer aldım. Anlaşılan o yılki (Haldun Taner öldükten sonraki) genel kurulda üye olmam için -herhalde- İrfan Şahinbaş, Sevda Hanım ve Özdemir Nutku öneri yapmış ve öneri kabul edilerek, haberim olmadan, hem üye yapılmışım, hem de yönetim kuruluna seçilmişim. ITI Türkiye Milli Merkezi ile ilişkim son kez -yanılmıyorsam- 1997 yılında Erduran ve Hülya Nutku ile Seul’deki Dünya Kongresi’ne katılışımla oldu. Ardından hiç bir genel kurula çağrılmadım ve üyelikten çıkarıldığım sonucuna vardım. Böylece ITI ile hiç bir ilişkim kalmadığını düşünerek yıllar geçirdim. 2005 Haziran’ında Recep Bilginer telefon edip, ertesi gün İstanbul’da yapılacak olan genel kurula sözlü olarak çağırana dek… (Oysa genel kurul çağrıları yazılı olarak çok önceden yapılır.) Kendisine gelmemin olanak dışı olduğunu, zaten artık o kuruluşta çalışmak istemediğimi, üyelikten düşürülmemi istediğimi bildirdim. Bir süre sonra da gazetelerden Recep Bey’in ölüm haberini aldık. O gün bugündür, ITI Türkiye Milli Merkezi ile ilgili bilgim, herkes gibi gazete haberlerinde okuduklarımla sınırlıdır’

Bilgi eksenli üç yorumu da ekleyelim:
Defne Halman: ‘ITI sitesinin Türkiye Merkezi sayfasında bir tek Refik Erduran’ın adı var. İletişim bilgileri olarak da kendi cep telefonu, kişisel mail adresi bulunmaktadır.’
Nedim Saban: ‘Zaten derneği eve taşımış. İşin ilginç yanı adres taşıma için de yönetim kurulu kararı lazım. Ortada yok.’
Filiz Kurtoğlu: ‘Hala devam ediyor mu bilemem ama her yıl Kültür Bakanlığı’nın yurtdışındaki merkeze gönderdiği yüklü bir üyelik aidatı vardı. ITI Başkanı aksamaması için gereğini ve takibini titizlikle bizzat yapardı. çünkü üyeliğin feshedilmesi ve kendisine tiyatro, yazarlık vs. alanlarında muhatap sayıldığı hem yurt içinde, hem de yurt dışında önemli bir titr ve avantajlar sağlayan başkanlığın elden gitme riski bulunmaktaydı. bu konu ITI merkez, UNESCO ve mümkün olabilirse bakanlıktan araştırılıp öğrenilebilir ve her türlü baskıyla sekteye uğratılmaya, yok edilmeye çalışılan aydın, sanatçı, seçkin kadrolar yepyeni, dinamik, üretken bir iti temsilciliği alabilir ve hukuken birilerini makamdan düşürmenin çok güç olduğu ülkemizde yoluna başarıyla devam edebilir.’

Genel Kurul üyesi oldukları Erduran tarafından ifade edilen diğer tiyatro insanlarımızdan, herhangi bir yanıt bana ulaşmadı. Belki benim çağrımdan haberleri olmadı, belki de gerek görmediler. Çok farketmiyor; çünkü zaten bütün bilgiler ‘olağandışı bir bulanıklık ve kapalılık’ noktasında birleşiyor. Geldiğimiz bu noktada, yeni bir çağrı kaçınılmaz oluyor: ITI Türkiye Milli Merkezi Yönetim Kurulu (ya da komitesi?) başkanı Refik Erduran, üyeler Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, bilgi vermek ve tiyatro çevresini aydınlatmak zahmetinde bulunurlar mı acaba? Geldiğimiz bu noktada, yeni bir çağrı kaçınılmaz oluyor; ITI (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) Türkiye Milli Merkezi Yönetim Komitesi başkanı Refik Erduran, üyeler Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, kurumun işleyişi, üyeleri ve faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve tiyatro çevresini aydınlatmak zahmetinde bulunurlar mı acaba? Üyeler Recep Bilginer ve Osman Necmi Karaca vefat ettiklerine göre; bu çağrı onların yerini almış olması muhtemel yeni üyeler için de geçerlidir. Üstlendikleri önemli görev, kuşkusuz tiyatro kamuoyunu bu önemli kuruluş hakkında aydınlatmak sorumluluğunu da içerir”

 

Sanat alanına yapılan müdahaleler ve yaşanan hak ihlalleri oldukça yoğun ve bereketli geçiyor… Bakalım gelecek ay neleri yaşayacağız… Temmuz ihlallerinde yeniden buluşmak üzere, hoşça kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.