adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Makale ve Deneme  |  Köşe Yazıları  |  Misafir Köşesi  |  Duyurular  |  İletişim
cialis generika kamagra australia cialis preise cialis kaufen cialis bestellen levitra generika viagra online kaufen kamagra bestellen cialis generika kamagra oral jelly kamagra 100mg prix cialis cialis generique kamagra gel viagra prix viagra pour homme acheter cialis kamagra prix viagra pas cher cialis 20mg levitra 20
 
  THE MIXED MEDIA SCULPTOR: KRISTIN GUDJONSDOTTIR / Meral Bostancı

İzlandalı sanatçı, Karışık Teknik Heykeltıraş Kristin Gudjonsdottir (1966–2007), çöplüklerden topladığı malzemeleri tekrardan kullanmayı başarabilmiş, şaşırtıcı bir sanatçıdır. O, seramik, cam ve metal gibi farklı materyallerle üretmiş olduğu heykellerinin tamamını "dünyayı değiştirmek kendinizle başlar" ilkesinden yola çıkarak kullanılmış malzemelerle oluşturmuş ve bu hurdaları estetik birer sanat nesnesine dönüştürmüş yaratıcı bir sanatçıdır. 1995 yılında California College of Arts and Crafts'tan mezun olan sanatçı, 1995–1999 arası yaptığı ilk çalışmalarında, bir İzlandalı olarak temel amacının, kimlik arayışı olduğunu belirtir. Hızla ilerleyen ve herkesi aynı kalıba sokmaya çalışan bir dünyada, fast-food kültürü ile yetişen jenerasyondan ve toplu üretimden çıkarak kolayca fırlatılıp atılabilen ürünlerle yaşayan insanlardan biri olarak, el yapımı, ev yapımı ya da onarılarak yeniden kullanılabilen ürünlere ne oldu, sorusunu getirir öncelikle. Ardından geri dönüşüm merkezlerinden pencere camı, cam işleme stüdyolarından renkli kesitler, yerel sanatçılardan kil parçaları, garaj satışlarından sırlı seramik ve benzer malzemeleri bularak işe koyulur.

 

Büyükanne ve babasının kullanmış olduğu, asırlardır değişmeyen tarım ve balıkçılıkla ilgili geleneksel aletlere özel bir ilgi duyan sanatçı, kendi çağdaşlarının bu aletler hakkında en ufak bir bilgisinin olmadığına dikkati çeker. İzlanda'nın antik araç gereçlerine ilişkin, nasıl ve nerede kullanıldıklarına dair konuları okur, ailesi ile akrabalarından, bunlarla ilgili hikâyeler anlatmalarını ister. Kaliforniya'da, ailesinden binlerce mil ötede yaşarken, kendisi ve ataları ile arasındaki bağı anlama gereğini hissettiğini söyleyen sanatçının ilk çalışmaları, söz konusu geleneksel aletlerden etkilenerek kurguladığı heykellerdir. Bir bilinmezlik duygusuyla yüklü bu heykeller, sanki artık sonsuza kadar unutulmuş bir fonksiyonları varmışçasına dururlar ve izleyenleri kendilerine çekerek cezbederler. Onun, kullanılmış malzeme seçimine dair, son derece duyarlı kimliği içinde söylediği şu sözlerinin önemli olduğunu düşünüyorum: "Yapmaya çalıştığım modern toplumun ne kadar savruk olduğunu ortaya koymak değil. Mesele, malzemenin tekrar kullanılabilir olması; belli bir amaç ve işlev için kullanılması, malzemenin değiştirilmesine veya başka bir şey için farklı bir şekil verilmesine engel değil."

 

Ne yazık ki 2001 yılında yakalandığı meme kanseri, sanatçının çalışmalarında belirgin bir değişikliğe neden olur. Kaliforniya'dan Kuzey Carolina'ya taşınan sanatçının yeni bir yerle bağıntılar kurması, üç çocuğunun olması ve hastalığı, artık ilham aldığı yeni konular olur. "Bugün, geçmişle kurmaya çalıştığım bağa eskisi gibi gereksinim duymuyorum" diyen sanatçı, artık kendisini çevreleyen ve yaşamını etkileyen konulara yöneldiğini belirtir. 1993 yılı ve sonrasında 200'e yakın karma sergiye katılmış olan sanatçının, 10 solo sergisi bulunmaktadır. 2003 yılında The Arts Council of Princeton'da düzenlenen solo sergisine "Pek Çok I" (So Many I) adını verir. Aynı yıl Carrboro Art Center'da, "Pek Çok II" (So Many II) adı altında bir solo sergisi daha olur. "Pek Çok" serisini I, II, III, IV olarak sınıflandıran sanatçının çalışmalarında seramik çamurunu elle şekillendirerek oluşturduğu formlar bir zemin görevini almıştır, üstüne yerleştirilen konik camlar ise eğik durumda birbirini işaret etmektedir, hamile göbeği göstermek için dik değildirler ve zırhlı göğüsler gibi izleyiciye yönlendirilmişlerdir.

 

Sanatçı, "Pek Çok" (So Many) serisinde her bir parçada tekrar edilen dört desenin, duygusal iniş-çıkışlarındaki zıt duyguları temsil ettiğini belirtir. Tedirgin, gergin ve allak bullak hissetmeyi spiral olarak; boşluk ve kaybolmuşluk hissini halka (donut) şekliyle; rahatlamış ve dengeli hissini düz çizgilerle; umut ve mutluluk hislerini ise daire şekliyle sembolize etmiştir. "Bana parçaların neden keskin cam koniler olduğu soruldu. Cevabım şöyleydi: Kanser vücudumdan alındığında (göğüs ameliyatı), içimde saldıracak bir şey kalmamıştı ama dışımda kendimi korumam gereken “pek çok şey” olduğunu hissettim. Diğer bir soru, dörtlü grupları kullanmama dikkat çekti. Bu da, göğüs kanseriyle ilgili diğer kadınların deneyimlerini, benimkilerle karşılaştırarak saptama ve daha sonra da bunları sınıflandırma çabasıyla ilgilidir. Bu yüzden benimkiler için bir çift, diğerleri için de bir çift olmalıydı."

 

"Pek Çok" (So Many) serisinin ilki, adına "Havva'nın Birçok Yüzü" (Many Faces of Eve) dediği çalışmadır. Sanatçı, bu çalışma ile ilgili olarak şunları söyler: "Bu çalışmayı, 2001 ilkbaharında bana göğüs kanseri teşhisi konduktan sonra, bende ne kaldığını keşfetme niyetiyle yaptım. Vücudumun bu bölümüne hiç odaklanmamıştım ama ansızın tüm dikkatim oraya döndü. Küçük sanat terapi projem için fikir ararken, koni gibi görünen göğüsler ve kapların hatıraları zihnimde aniden canlandı. O dönemlerde ayrıca kanser üzerine yazılan kitaplarla beynimi besliyordum. Bir kitap, bizim kanseri sık sık savaş diye nitelendirdiğimizi ifade ediyordu. Sıkça söylenen bir cümlenin dediği gibi: 'O kansere karşı savaşı kaybetti.' Bu savaş fikri, bana kansere nasıl bakılabileceğine dair yeni bir bakış açısı verdi. Bu, bana göğüsleri zırhlı Amazon kadınlarını ve göğüs kostümlü Madonna’yı düşünmemi sağladı. Çalışma, adını ve düzenlemesini, gençken izlediğim ve beni o zaman etkilemiş olan 'Havva’nın Birçok Yüzü' adındaki siyah beyaz bir filmden alır. Çalışmada filmin içeriğini kullanıyorum ve böylece izleyici bunun bir parçası oluyor. (...) Hikâye, bölünmüş kişiliğe sahip bir kadın hakkındadır. Hikâyede çok normal bir ev hanımı olan Eva White’ın bayılmaya başladığını ve bu zaman zarfında 'çok' dışa dönük bir insana dönüştüğünü ve bu olurken Eva Black olarak tanındığını keşfediyoruz. Eva yardım alır ve bu iki kişiliği Jane adında daha yeni ve sabit bir kişide birleştirmeyi başarır. Benim için de bu yeni ve daha iyi olan kişi, eserimde kanserin sizi ve ailenizi fena halde sarstıktan sonra hayatını dengelemeyi başarabilmiş bir kişi olarak canlandırılmıştır."

 

Gösteride diğerlerinden çok farklı iki parça daha vardır. Bunlardan ilki; dik olarak gösterilen "Pek Çok İmrenme" (So Many to Envy) adındadır. Üçüncü bebeği olduktan sonra tüm sütü biten sanatçı, göğsünün tekrar simetrik olmasını ister. İlk rekonstrüksiyon pek işe yaramaz. Yeni göğsü deforme eden bir yara dokusu oluşmuştur ve diğerinden de bir parça et alınmıştır. Üç hamilelik geçiren sanatçı, bu yüzden kalan göğsünün sönük bir balon kadar pörsük olduğunu ve hala iki göğsü olanlara imrenmeden kendini alamadığını belirtir. Bu sergide, söz konusu çalışma, kıyaslama hissi vermesi için göğüs hizasında ve yatay olarak sergilenmiştir. "Raku ateşiyle yapılmış parçaların daha fazla pırıldayan 'sevimli' görünüşü, başkasına ait olmanın vermiş olduğu 'gıpta'yla benim eserimi bitiriş tarzımdan ne kadar farklıdır. "'Çok Fazla Acı' (So Much Pain) adındaki diğer parça, bu gösteri için bitirilecek son parçaydı." şeklinde konuşan sanatçı, üçüncü bebeğini tam olarak emzirememesinin acizliğinden ve hayal kırıklığından bahsederek "Çok Fazla Acı"ya (So Much Pain) dair şunları ekler: "Emzirebileceğim söylenmişti bu yüzden bunun gerçek olmadığını öğrenmem büyük bir şok oldu. Süt şişesi kapaklarını her birinin üzerine eritirken, yerime geçen süt şişesiyle barıştığımı fark ettim. Bu yaptığım son parçayla gardımı düşürdüğümü ve gönlümün rahatladığını hissettim."

 

Ne var ki kanser, kısa sürede akciğerlerine de yayılmıştır ve çalışmalarına aynı hızda sürdürmesine engel olur. Yıllarca ve haftanın birçok gününü sağlık kontrolleri ve kemoterapilerde geçirir. Yine de yaşamının sonuna dek üretmekten hiç vazgeçmez. Son solo sergisi Ocak 2006'da Glance Gallery'de yapılır. Bu seride yer alan ve "Yengi" (Prevail) adını verdiği çalışması, büyük bir duvar parçası yapma isteğiyle ortaya çıkmıştır. Sanatçı, her biri camdan bir koniyle birbirine tutturulmuş iki yüz kâseden oluşmakta olan bu panoya ait parçaların uzunca bir süre bir kutuda durduğundan bahseder ve yaklaşık iki yıl sonra bir sabah bütün bunları nasıl sergileyebileceğini bulmasını şöyle açıklar: "Çok önemli bir şeyi keşfettim: Hepimiz eşsiziz. Sizin için tek bir kitabın mutlak doğru bilgiyi içerdiğini veya bazı bitkilerin ve yemek formülünün bir kimse için vücudunu iyileştirmede 'tek bir yöntem' olduğunu söylemek mümkün değildir. Ne var ki, bunu en basit şekliyle, hipnotizma veya Kinesioloji olarak bilinen ve kas tepkimesi de denilen yöntemle vücudunuza sorarak nelere ihtiyacı olduğu konusunda birçok şey öğrenebilirsiniz."

 

Kristin Gudjonsdottir, henüz 41 yaşında iken, 6 yıl boyunca mücadele verdiği kansere yenik düşmüş ve 2007 yılının sonunda hayatını kaybetmiştir. Sanatına hayran olduğum ve yapıtlarından ilham aldığım bu özel sanatçının artık yaşamıyor olduğunu bilmek çok acı... Onun özel bir sanatçı oluşu, özgün ve yaratıcı sanatının yanı sıra, bildiği her şeyi paylaşan ve meslek sırlarını açıklamaktan çekinmeyen, son derece alçak gönüllü kişiliğe sahip örnek bir sanatçı olmasından ötürüdür. Sanatı ile ilgili oldukça detaylı bilgileri sunduğu web sitesinde (http://www.art.net/~stina/) yer alan yazılar ve 'SSS' (FAQ) bölümünde vermiş olduğu teknik detaylar, onun egolarının tutsağı olmamış, paylaşımcı, mütevazı ve hümanist kişiliğini açıkça ortaya koymaktadır. Kristin Gudjonsdottir, yapıtlarıyla olduğu kadar, paylaştığı bilgilerle de hep yaşayacak... Yine sitesinde yer alan, Dalai Lama'nın bir deyişinde olduğu gibi: "Bilginizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğe ulaşmanın bir yoludur."

 

Bu yazı, Kristin Gudjonsdottir'e saygı amacıyla kaleme alınmıştır. Bu doğrultuda, sanatçıyı ve sanatını onu bilmeyen çevrelere tanıtmak temel hedef olarak belirlenmiştir. Yazıyı, yine sevgili Kristin Gudjonsdottir'in bir sözüyle bitireceğim. Sitesinden bir günlük tutar gibi yazdığı notlarından birinde aynen şöyle diyor: "(...) herkese geçmişte yaşananları unutmalarının ve kendilerini sevmeyi öğrenmelerinin en önemli şey olduğunu şiddetle tavsiye ederim."

Meral Bostancı

(MA) Sanat Kuramı ve Eleştiri

10.01.2013 İstanbul



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.