adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Makale ve Deneme  |  Köşe Yazıları  |  Misafir Köşesi  |  Duyurular  |  İletişim
cialis generika kamagra australia cialis preise cialis kaufen cialis bestellen levitra generika viagra online kaufen kamagra bestellen cialis generika kamagra oral jelly kamagra 100mg prix cialis cialis generique kamagra gel viagra prix viagra pour homme acheter cialis kamagra prix viagra pas cher cialis 20mg levitra 20
 
  ARŞİVDEN: "AÇIKLAMA YAPMAM ŞART!"

 

Gazetelerimizin büyük bir bölümü, tüketen ve tüketmeyi destekleyen yanıyla kötü örnek oluyor, kanımca kendine konu olarak seçtiğini de yiyip, bitiriyor. Plastik sanatlar ortamımız ile ilgili Milliyet Gazetesi’nin Cumartesi Eki’nde (10 Kasım 2001) sanat muhabiri Ayşegül Sönmez imzasıyla, “Usta ile çırak, oldular ortak” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bir an şunları düşündüm. Birincisi, okuduğum yazının sinemaya gitmeden sinemayı anlatan ve filmi izlettirmiş etkisinde bulunan yazılara çok benzemesi (Artık, nasıl bir biçim dünyasıyla karşılaşacağımı bildiğim iki ressamın- Mustafa Ata ve Adnan Çoker- sergilerine gitmeyi gerekli bile görmüyorum). İkincisi, sergiye verilen isim ve peşi sıra iki ressamın söz konusu sergiye nasıl yöneldikleri. İlgili yazıda bunları görünce, bir eleştirmen olarak, plastik sanatlarla ilgilenenleri yanıltmasın diye, aşağıdaki yazıyı kaleme alma ihtiyacını hissettim.

Son yıllardaki eleştiri yazılarıma bakınca, iki ressamı da yeri geldikçe eleştirdiğimi görüyor ve özellikle biçimsel yönlerine sıkça eleştirel vurgular yaptığımı algılıyordum: İllüstratif tekrar ve dekoratiflik. İşte bu kriterler de, iki ressamın, özellikle biçim yönünde resim sanatçısı değil, ressam kaldıklarını ortaya koyuyordu.

Bu kez de, Milliyet Gazetesi’ndeki yazı, her iki ressamın içerikle olan bağlarının sığlığına işaret etmem için bana bir olanak verdi. Çoker’in, hiçbir zaman derinleşemeyen içerik tarafının, hep yüzeyde kaldığına, yakın zamanlarda açtığı Mudo-Maçka Sanat Galerisi’ndeki sergisi sırasında değinmiştim. Bu, ortak sergide ise, özellikle içerik konusunda, usta olarak gösterilen Çoker’in de, çırağı Ata’nın da bir şey yapamadıklarına tanık oldum. Bu, nasıl bir usta-çırak ilişkisidir demekten kendimi alamadım ve Çoker’in çırağına iyi örnek olamadığını da fark ettim. Her iki ressam da, tıpkı resimlerinde olduğu gibi, sergilerinde de, ancak kelimelerin baş harfleriyle oynayıp, yarattıklarını (VLAM) zannettikleri şeyle, çok net biçimde sadece temaya nasıl sıkışıp kaldıklarını gösteriyorlardı (Bu da içeriğin dekoratifliği olsa gerekti diye düşündüm). Aynı zamanda akademik hoca da olan bu iki kişi, yıllarca öğrencilerine karşı takındıkları “tuhaf didaktizmi”, bu kez de plastik sanatlar ortamına “nasıl olsa gagalarız” edası ile verelim derken, maalesef yakayı da ele veriyorlardı.

Şimdi Sayın Adnan Çoker’e şunları söylemek istiyorum: küratörlere falan eleştiri getirirken, bir yandan da bu serginizdeki gibi “küratör kendim olurum” düşüncesinden yola çıkıyor görüntüsü vermek istemişsiniz gazetedeki açıklamalarınızda. Fakat burada bir şeyi unutmuşsunuz ki, sizin yaptığınız gibi bir şey, yani basit tanımı ile neden-sonuç ilişkisinin bilindiği bir düzenek, büyük teorik olgunluklar isteyen içerikle asla bağıntıya gitmez, sadece içerik denen olgunun periferinde olan temaya ilişir. Bir kere daha söylüyorum, tema da asla derinlik içermez. Türkiye’deki resmin, sayıca çok olan ressam sınıfına  karşılık, çok az sanatçı çıkarmasının nedeni de bence budur. Serginize dair açıklamalarınızdan anlaşıldığı üzere, “eski tas eski hamam” demeye ve hiç değişmemeye daha uzun süre devam edeceğinizi müjde etmişsiniz. Böylece ısrarla geçmişi örnek alıp, uzunca zamandır derinliği olmayan tekrarlara düşen çırağınıza hiç de iyi örnek olmadığınız gibi, çırağınız da kendisini geliştirmediği için, size çabucak kanmış görünmektedir. İşte asıl üzücü olan budur. Bir de ikinizde geçmişe çok fazla takılmışsınız. Oysa günümüzde ve gelecekte nelerin olabileceğini düşünmüş olsaydınız, zaten şimdi gazeteye verdiğiniz beyanatlara kendiniz de gülecektiniz.     

İşte Türkiye’deki ressamların çoğunun genel durumu bu: sergilerine gitmesem bile, ne yapacaklarını önceden bilebiliyor, hatta yaptıkları açıklamalardan ne denli zayıf olduklarını anlayabiliyorum. Bu ne rutin, ne zavallı bir yanıdır aslında Türkiye’deki resmin.

Burada bir kere daha dile getirmek isterim ki, Çoker ve Ata’nın bugünlere nasıl geldiği ve bu tip ressamlara Türkiye’deki plastik sanatlar ortamında verilen gereksiz payelerdir ki, işi ciddiyetten uzak kılmıştır. Eskiden beri plastik sanatlar ortamının parçası olan herkesin böylesi olumsuzluklara katkısı var: kızmayalım, fakat lütfen artık uyanalım ve gerçekten kimin sanatçı olabileceğini de anlamaya çalışalım.

2001

 



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.