adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Makale ve Deneme  |  Köşe Yazıları  |  Misafir Köşesi  |  Duyurular  |  İletişim
cialis generika kamagra australia cialis preise cialis kaufen cialis bestellen levitra generika viagra online kaufen kamagra bestellen cialis generika kamagra oral jelly kamagra 100mg prix cialis cialis generique kamagra gel viagra prix viagra pour homme acheter cialis kamagra prix viagra pas cher cialis 20mg levitra 20
 
  BİR KİTABA GİRİŞ YAZARKEN BAZI NOTLAR

Ülkemizde resim, en gelişmiş görsel sanatlar kolu ve bütün görsel sanat kollarının da temeli olması açısından oldukça önemli. Kaldı ki geçmişte, kitap resim sanatımız-Minyatür sanatı konusuna biçimsel- plastik yönde sadece bazı ufak tefek yaratıcı dokunuşların olup, meseleye derinlikli bir şekilde girilmemiş olduğundan, daha net söylersek minyatür sanatının plastik felsefesi yapılmadığından, sonrasındaki Batı anlayışına uygun resim sanatımızdaki sorunların neler olduğu anlaşılamamış, Batılı sanatçılar Doğu-İslam minyatürlerini irdelerken ve onlardan etkilenirken, biz onların terk ettiği formülleri ülkemize taşımakla oyalanmışız. Oysa biz doğu toplumları için Minyatür sanatı, resim sanatı anlamında yaratıcı sanat köklerinin saklı olduğu tek yerdir. Hep söylüyoruz; Osman Hamdi Batı eksenli bir müze yerine, bir minyatür sanatı müzesi kursaydı ve bunun plastik taraflarının anlaşılmasını sağlasaydı, çok hayırlı bir iş yapmış olacaktı. Böyle olmadı, olmayınca da çok şey ne yazık ki havada kaldı, geriye kalıplara, formüllere, tekrarlara dayalı bir resim sanatı bıraktı. Resimden daha olumsuz durum ortaya koyan ve çok az yaratıcı sanatçısı bulunan heykel sanatımızda da  Cumhuriyet dönemi heykeltıraşlarının yoksunlukları, onların yetiştirdiği kuşaktan İlhan Koman, Kuzgun Acar, Saim Bugay gibi üçü, beşi geçmeyen ve sürekliliğini koruyarak heykel yapan isimlerin ancak dikkatimizi çektiğini burada da belirtmeliyiz. Cumhuriyetle birlikte, özellikle meydan anıt heykellerindeki (Atatürk heykelleri olmak üzere ve diğerleri) plastik zayıflıklar da, gerçek anlamda pek az heykel sanatçımızın olduğunu zaten ortaya koymaktadır. Halen bugünlerde bile, heykel sanatını ya mermer heykelciliği zanneden, ya da heykel algısını zorlama kavramsal sanatın sınırlarına iliştirme olarak gören heykeltıraşların olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Yeni kuşaktan isimlerin ne olacağını da zaman gösterecektir.
Konu görsel sanatların plastik sanatlar tarafından açılmışken, mimarlık sanatı bağlamında özellikle 19. ve 20. yüzyılda da açık şekilde ya Batı’ya öykünen ya da geçmiş Türk mimarisinden birebir alıntılar içeren yapıların inşa edildiğini söylemekte yarar var. Aradığımızda özgün bir şeyler bulmakta güçlük çektiğimiz mimarlık alanının epey geriden geldiğini söyleyebilir, yaratıcı mimar ismi ortaya koymakta sıkıntı çektiğimizi belirtmeliyiz. Mimar Sinan sonrasında giderek zayıflayan ve neredeyse küçüldükçe küçülen mimarlık olgumuz, günümüzde klişeleşmiş ve görsel zevkten uzak bir yapıya ulaşmıştır.
Diğer görsel sanatlar alanları da öyledir. Sinema, tiyatro, fotoğrafta da zaman zaman çıkışlar olsa da, bu dalların çok az erbabı, sanat ve sanat tarihinin kuvvetli işlevsel bilgisine sahip görünmektedir. Örneğin sinemada dikkati çeken yönetmenlerden biri kabul edilen Nuri Bilge Ceylan, karanlığı o denli bilgisizce kullanmaktadır ki, bu bilgisizlik, Leonardo da Vinci’nin Claire Obscure’si ile Caravaggio’nun karanlık anlayışını, yanı sıra Caravaggio ile Rembrandt karanlık anlayışlarını da algılayamamış olduğunu açıkça ortaya koymakta ve teknolojik olanaklara sıkışıp kalmışlığa işaret etmektedir. Buna karşın örneğin Semih Kaplanoğlu’nu Da Vinci’nin sfumatosunu iyi algılayıp, bir filminin girişinde gayet başarılı bir şekilde kullandığını, dolayısıyla tutarlı bir sanat tarihi özelliği veya algılamasının ne işe yaradığını gözler önüne sermektedir. Senaryo eksikliği hem sinemamızda, hem de tiyatromuzda büyük sorun, o nedenle bu sorun çözülmek yerine sürekli yabancı uyarlamalarla dolu bir ortam tercih edilmiştir. Aktör veya aktrist sorunu da yaşanmakta, evrensel isimler çıkamamaktadır, çıksa da belli lobilerle ilişkiler sonucunda bu olmaktadır. Bir oyuncu (Cihan Ünal) Kral Lear’i oynuyor, kötü bir Yeşilçam filminde de, kötü bir oyunculukla karşımıza çıkmaktan en ufak bir çekinme duymuyorsa, sözü edilen alanlarda gelişmenin beklenmesi zaten gerekliliğini de yitirmektedir. Fotoğraf sanatının, son on yıllarda onca teknolojik alet ve cihaza karşın, etkili bir yaratıcılık ortaya koyamadığı gözleniyor. Kanımca ülkemizdeki görsel sanatlara dair sorunların hepsi, özellikle kuramsal yöndeki eksikliklerden, gerçek ve nitelikli durumların anlaşılamamasından kaynaklanıyor. Fakat yurtdışındaki müzelerde sanat yapıtlarını yerli yerinde gören ve yabancı dil bilme işini kuramsal okumalar yapabilecek düzeye taşıyan kuşakların oluşmasıyla, tabi bunlara olanakların da sunulmasıyla, ayrıca bir de bu kuşaklar geleneksel sanatlarımızı doğru özümserlerse, gelecekte tutarlı ve sağlam gelişmeler olacağı ümidimizi de sürekli koruyoruz.

07.02.2017



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.