adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Makale ve Deneme  |  Köşe Yazıları  |  Misafir Köşesi  |  Duyurular  |  İletişim
cialis generika kamagra australia cialis preise cialis kaufen cialis bestellen levitra generika viagra online kaufen kamagra bestellen cialis generika kamagra oral jelly kamagra 100mg prix cialis cialis generique kamagra gel viagra prix viagra pour homme acheter cialis kamagra prix viagra pas cher cialis 20mg levitra 20
 
  WALTER BENJAMIN ÜZERİNE 1

Öncelikle belirtmek isterim ki, Walter Benjamin de (15 Temmuz 1892-26 Eylül 1940) Almanca dile hâkim olmakla ilgili biri ve o da orijinal dil Almancanın dışında ufak bir irdeleme ile başka dillerde açık şekilde sulandırılmıştır oran oran.

Lindner ve Küpper tarafından hazırlanan “Benjamin: Leben-Werk-Wirkung” kitabına daldım bir süredir ve elimden düşüremiyorum. Bir şeyler yazmanın da gereğine inanç duyunca, böyle bir hissediş beni, bu yazıyı kaleme almaya itti ve yazı bir süre dizi yazı şeklinde sürebilir görünmekte.

Öncelikle ben, Frankfurt Okulu olgusu içinde görmem Benjamin’i, eğer bu okulla anılan taraflarından ötürü söz konusu oluşum içinde illaki düşünülecekse, o zaman da üzerimde etki yapan bir isimdir diyebilirim, fakat bir noktada ondan nispeten zaman zaman uzak kalmama da neden olan şeyin, yazdıklarında şiirsel boyutu kullanması olduğuna da işaret etmek durumundayım. Sanat ve sanat felsefesine şiir bulaştığı zaman, bence ele alınan şey de şiirleşiyor ve ben de böyle bir şeyi kendime yakın bulmuyorum; bu benim görüşüm. Oysa şiiri, şiirle dile getirebilirsiniz. Bu doğrultuda başka bir aracıya gerek olmadığına inananlardanım. Fakat onun bir şiirsel yazım anlayışı olduğu da çok açık bir gerçek

Nazilerle tuhaf bir ilişki süreci; sonunda Nazi korkusuyla kaçarken intihar etmesi, yaşamına böyle son vermesi ve 48 yaşında sona eren bir ömür. Paris’teki evin gestapo tarafından ele geçirilişiyle, tüm topladıklarını- ki kendisi iyi bir koleksiyonör- kaybeder. Amerika’ya tıpkı Kandinsky gibi çağrılışı, fakat o coğrafyaya karşı içinde bir inancın olmaması. Bir taraftan bu göçü istememesi, diğer taraftan Nazi baskısının basıncı ve intihar ile gelen bir son.

Bir bilim adamı olmamasına rağmen, bilimin istediği bir titizlikte çalışmayı kendine amaç edinen biri olduğunu ifade edenler var. Filozofik düşünmeye yakın dursa da onun bir filozof olmadığı konusunun da altı çizenler bulunmakta.

Tutarlı bir eleştiri algısına sahip olduğu en kesin özelliklerinden biri. O da her gerçek eleştirmen gibi “hakikat”in peşinde olunmasından yana. Böyle bir hakikati eleştirmen gibi, sanatçının da duyumsaması gerektiğine olan inancı da tam. “Sanatçı hakikati” denen şey, otomatikman “yapıt hakikati”dir de Benjamin’e göre. Bu hakikatin, sanatçı veya eleştirmen elinde konu ile karıştırılmasına veya sulandırılmasına da karşı. Konunun öne çıktığı yapıtlarda bir süfli tatsızlığın varlığına yeri geldikçe işaret etmekte. Yorum ne aşırı yoruma, ne de kısır bir yoruma düşmemelidir ona göre. Sonuç olarak sanat ve hakikat ilişkisinde, kalıcılığı mutlak sonsuzluğa, hatta sonsuz döngüye kavuşturan “hakikat” olmalıdır yine Benjamin’e göre. Hakikate ulaşmak içinse tarihin büyük rol üstlendiğine inanmış; bilhassa da sanatın tarihine büyük önem atfetmiştir. Hem sanatçı, hem de eleştirmen, tarihe ve dolayısıyla sanatın tarihine hâkim olduğu oranda, sözü edilen “hakikat”e yaklaşabilir veya ulaşabilir. Kısır yorum bir eleştirmeni veya sanatçıyı net şekilde basite indirger, aşırı yorum ise net bir uçarılığa sürükler. Bu noktada hem sanatçı, hem de eleştirmenin bir simyacı olabilme özelliğine kuvvetle işaret eder. Şimdi aklıma geliyor da boşuna değil, belki de 20. yüzyılın en güçlü sanat tavrı; Arte Povera’nın büyük öneme sahip bulunması ve öz kavramının “simya” olması. Benjamin öyleyse şimdi düşünün der zamanı için: “Böyle kaç tane sanatçı ve eleştirmen vardır?”

 

Özkan Eroğlu

 

 

 

 

 

 

 



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.