adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Generic Cialis Soft Kamagra Jelly Generic Female Viagra Generic Viagra Super Active Generic Priligy Generic Cialis Professional Viagra bestellen Viagra Tabletten Cialis kaufen Cialis Generika kaufen Viagra kaufen Cialis 20mg Pas Cher Acheter Generic Propecia Acheter Super Avana Levitra en ligne Viagra gebruiksaanwijzing Lida Afslankingskoffie Viagra kopen Priligy kopen met 60mg Dapoxetine Kamagra kauwtabletten kopen Sildenafil Priligy Cialis Jelly Cialis Original Viagra Generico Cialis Originale Kamagra 100 mg Kamagra Oral Jelly
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Makale ve Deneme  |  Köşe Yazıları  |  Misafir Köşesi  |  Duyurular  |  İletişim
cialis generika kamagra australia cialis preise cialis kaufen cialis bestellen levitra generika viagra online kaufen kamagra bestellen cialis generika kamagra oral jelly kamagra 100mg prix cialis cialis generique kamagra gel viagra prix viagra pour homme acheter cialis kamagra prix viagra pas cher cialis 20mg levitra 20
 
  MURAT BELGE VE “ŞAİRANEDEN ŞİİRSELE”…

 

Birikim Dergisi’nde Murat Belge’yi savunan Müslüm Yücel tarafından yazılan “Türkiye’yi Karanlığa Gömen Adam Murat Belge” isimli yazıyı okuyunca, yazıda Belge üzerinden bazı taraflara ve kişilere de değinilmesinden ötürü bir şeyler kaleme alma ihtiyacı hissettim. Öncelikle ben Murat Belge’yi savunacak değilim, doğruları ve yanlışları ortada, hangisinin ağır bastığına tarih karar verecektir. Fakat kitabı “Şairaneden Şiirsele”yi okudum. Eğer okunan bir kitap kafada pasajlar açıyor ve başka taraflara yönlendiriyorsa iyidir. Bu kitap da öyle. Fakat analizler biraz muğlak kafa ile yapılmış gibi etkiler vermiyor da değil. Yani Belge, bu kitabı daha genç yaşlarında çıkarsa, daha iyi olurmuş düşüncesi uyanıyor insanda. Nesnel olduğu kadar öznel bir bakış da var. Bir eleştiride olması gereken mümkün olduğunca az öznel, daha nesnel yargılar olmalı, fakat her ikisinin de mutlak doyurucu bir harman olması daha da önemli. Fakat kitapta bir şey eksik. İnsan samimiyetinden kaynak bulan saf hayal gücünden beslenme neredeyse hiç yok. O olmayınca da duyumsama yok. O da olmayınca soyutlamanın dönüşümü, değişimi, soyutlamanın volümlerini tarif ederek değerlendirme eksikliği var. Duyumsama eksikliğinin büyüklüğü de tinle, yüce âlemlerle ilgili büyük eksiklikleri beraberinde getiriyor. Sözünü ettiğimiz yazının sahibi Müslüm Yücel’in yazısında bahsettiği Orhan Koçak (görsel sanatlar üzerine yazılarından tanıyorum), Enis Batur (onu da görsel sanatlara yeltenen fakat yetersiz kaldığı yazılarından tanıyorum) gibi isimlerin yazdıklarında yüce âlem’den (hochwelt) duyumsamaya (einfühlung) giden yolla ilgili epeyce eksikliklerin olduğunu biliyorum. Özellikle sanat meseleleri başta olmak üzere, yaklaşımlarına, Belge’nin vurgusu; şiirsel bir havadan, dolayısıyla sanat için yazık ki çok perifer bir bakış açısıyla yürüyorlar; özellikle de bu düşük “şiirsel bakış”, görsel sanatlarla ilgili yazı yazmaya kalkışıldığında da seviyeyi aşağıya çekiyor. Bu insanlarda insani bir özellik olan samimiyetle ilgili büyük eksiklikler olduğunu düşünmüşümdür hep. Çünkü manevi boyutla ilgili yanları açık veriyor ve bu açıklar da görülüyor. Şimdi aşağıda Murat Belge ile ilgili 2005’de yazdığım bir eleştiriyi burada vermek istiyorum.

Eleştiriye Bakış Yanlışlığı 
Milliyet Gazetesi’nin Aralık 2005 1 No’lu Kitap Eki’ndeki Murat Belge’nin sanat eleştirisi meselesini ele aldığı yazısı üzerine bazı eleştirilerde bulunmak istiyorum. Öncelikle Türkiye’de eleştiri ve özellikle sanat eleştirisi denildiğinde, akla hep edebiyat eleştirisinin gelmesi, hep bu yönde yazıların kaleme alınması, büyük bir hatadır. Değerli saydığım Sayın Belge de, yazısında aynı hatayı sürdürüyor. Bir yandan Belge’nin bu hataya düşmesi, İngiliz Edebiyatçısı, dolayısıyla edebiyatçı olmasından dolayı beklenebilecek bir durum, fakat tam bir entelektüel olduğunu düşündüğüm Belge’nin bu yazısı, benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. 
Peki, örneğin bir edebiyat eleştirisi ile resim veya heykel eleştirisi arasında ne gibi fark ve benzerlikler vardır? Eleştiri denen dinamik, bir kuramsallık bütününü eleştiriyi yapacak kişide mutlaka ister. Öncelikle bir kültür tarihi bilgisi ve onun yanına bir sanat tarihi bilgisini de ortaya koymasını ister. 
Belge, yazısının bir yerinde da şunu söylüyor: “Eleştiri ortamı uzun zamandır Nurullah Ataç’ın entelektüel hegemonyası altındaydı”. Şimdi ben de soruyorum, hegemonya neden doğar? Şundan doğar: Eğer bir adım öne atıp da kendine güvenli kimseler ortaya çıkmazsa, dahası bir yerde saklanıp, bireyselliğini toplumsallığın önünde tutarsa, birisi veya bir grup, bir toplumda hegemonya kurar. Bu, bugün de böyle değil midir? Sayın Belge de, çalıştığı üniversitesi ve gazetesinde bir hegemonya kurmamış mıdır? Örneğin bir kitabı yayınlandığında, onun tanıtımını, yazdığı gazete ve o gazetenin grubunda bulunan bütün basın araçları öne çıkarmıyor mu? ve en acısı buna Belge hiç itiraz ediyor mu? Hayır. O zaman ne demeye kendisinin sürdürdüğü bir yanlışlığı, bir eleştirmen edasıyla gündeme getirebiliyor?
Belge, sanat eleştirisi olayının Türkiye’de iki tırpan yediğini söylüyor. Bunlardan birincisinin, sanat eleştirisinin ilk ürünlerini verdiği yıllarda başlayan sosyalizmin yükselişiyle, diğerinin ise 12 Eylül ile onu izleyen Özal ve vahşi kapitalizm düzeniyle olduğunu ifade ediyor. Fakat bir şeyleri, bu arada unutuyor. Şöyle ki, Türkiye’de sanat eleştirisini güdük bırakan en önemli neden, ülkemizde doğru, gerçek ve evrensel sanat yapıtlarının oldukça az olmasıdır; bu ortaya konulamama sosyalizmin yükselişinde, özellikle sanatta konuya sıkışmış kalmış ve kör bir sosyal gerçekçi dil nedeniyle oldukça kısır kalmıştır. İkincisi 12 Eylül ve onu izleyen Özal ve vahşi kapitalizm süreci olarak nitelenen dönemde de, doğru dürüst sanat yapıtları yerine, parayı çekecek dekoratif, süslemeci sanat yapıtları ortaya konmuş veya Batı sanatı taklit edilmiştir, dahası topluma çaktırmadan Batıdan sanat araklanmıştır. Şimdi ne derseniz deyin, genelleyerek söylüyorum, “sosyalistler sanattan anlamıyorlar”, onlar için varsa yoksa çok kaba ve kör gözüm parmağına sosyal gerçekçi bir sanat anlayışı vardır, dışındaki sanata bakış, dolayısıyla inanış çok zayıftır. Oysa sanat eleştirisinin olması için, herhangi bir sanatsal çalışmanın değil, “sanat yapıtının” olması gerekir. İşte Belge ve onun gibi dün veya bugün köktenci sosyalist olanların durumu ne yazık ki budur. 
Bir başka düşündürtmek istediğim konu da şudur; Türkiye’de Belge’nin de söylediği sanat eleştirisini tırpanlayan iki dönemde de, sağlıklı sanat eleştirisi kuramları dünya sanatı üzerinden pekâlâ yapılabilirdi. Böylece, Türkiye’dekiler için ciddi eleştirel örnek ve ortamlar oluşturulabilirdi. Örneğin çok tanınan bir Mona Lisa resmi üzerine, ülkemizde yabancı yazarların kaleme aldıkları çevirileri, iyi kötü okursunuz, fakat bir Türkiyelinin halen şöyle sıkı bir Mona Lisa yazısı veya kitap kaleme aldığını göremezsiniz. Söylemek istediğim şudur: Sosyalizmin yükseldiği ve 12 Eylül ile sonrası sanat eleştirisini tırpanlayan dönemler, kütüphanenizde çalışmanıza engel değildi; eğer doğru bir yaşam stratejisiyle yaşayabiliyorsanız. Kaldı ki, diyelim o zamanlarda yapamadıklarını Belge ve onun gibi düşünenler, son 10 yılda çok rahatlıkla yapabilirlerdi. Yaptılar mı? Bana sorarsanız bir meyhane masasında dünyayı kurtarmayı daha çok sevdiler. Bir de bunu yaparlarsa, gerçekçi bir duyuş ve samimiyet ortaya koymaları gerektiğini de bilmekteydiler; tabii bu da bence işlerine gelmemiştir. Belge, yazısında kusura bakmasın, at gözlüğünü atsa ve gerçek ve samimi olarak ele almak istediği konu sanat eleştirisini ele almayı hedeflese, Bedrettin Cömert’e de değinmesi ve yer vermesi gerekmez miydi? Öne ideoloji ve onun ısrarcı felsefeleri çıkarılınca, ne yazık ki gerçek insanlar kolaylıkla göz ardı edilebilmektedir, her zaman. Örneğin bir Sezer Tansuğ’a da dokunabilirdi. 
Belge, yazısında söz konusu ettiğini düşündüğü sanat eleştirisi konusunun tırpanlandığı dönemlerde, sanat sanat için mi, yoksa sanat toplum için mi gibi sığ sorular ve buna paralel tartışmaların yapıldığını vurgularken, bugün kendisi bu konudaki görüşünü tam netleştirmiş midir? doğrusu bunu çok merak ediyorum. Sanat sanatın diliyle ele alınan bir şey olduğuna göre, en doğru olan da “sanatın gene sanat için ele alınmasıdır”, bunda kendini bilen ve samimi olan hiç kimsenin bir şüphesi olmamalı. Sayın Belge, kusura bakmasın hafiften, bir dönem yaptıklarını, bugün de dile getirmekle basit bir ağlama edebiyatı pozisyonuna başvurmuş olduğunu da ortaya koyuyor. Ne yaparsanız yapın, yaptığınızı yasaları iyi bilerek yapmak veya hiç yapmamak gerekir, sanırım bunu geçmişte Belge ve gibiler atladı. Atlayınca demokrasi kavramından bihaber olan o dönemlerde, işler çok daha çetrefilleşti ve çoğu zaman içinden çıkılamayacak haller aldı, çok insan bazen düşünürüm de gereksiz acılar çekti. Akıl öne çıkarılacağına, duygular öne çıkarılınca ne yazıktır ki böyle oldu. 
90’lı yıllarda, magazin sarmaşıklıklarının her yeri sardığını söyleyen Belge, bu konuda haklıdır, fakat kendisi bile söylediğim gibi her yeni kitabında poz poz röportajlar vermekten geri duramamaktadır. Bu, kişinin kararıdır, yani magazin sarmaşıklığına dahil olmak veya olmamak. Oysa o sarmaşıklar, bir zamanlar siyaset sarmaşıkları şeklindeydi ve Belge başta olmak üzere, birçok kimseyi kandırmıştı. Bu durum değişmedi, halen sürüyor. 
Son olarak Belge, “eleştiri yok, tanıtım var” diyor ve “kitap tanıtma eleştiri değildir” diye de ekliyor. Buna kısmen de olsa katılırım. Eleştiri vardır, fakat bunun için biraz izlemek, farkında olmak ve en önemlisi eleştiri yapan ve yazanları dışlamak değil, kazanmak gerekir. 
Yazısındaki son cümlesi ise çok ilginç ve Belge’nin bir entelektüel olarak genel tutumunu çok iyi açıklıyor: “Bundan yirmi küsur yıl sonra nerede olacağımızla bir başkası ilgilensin”. Ben de derim ki, Sayın Belge, yazıyor ve okumaya devam ediyorsanız böyle söyleyemezsiniz, buna en azından hakkınız yoktur diye düşünüyorum. Sağlıklıysanız ve düşünce üretmeye devam edebiliyorsanız, ilgileneceksiniz. İlgilenmiyorsanız da, kusura bakmayın bugüne kadar yaptıklarınız boşa demektir. Ne diyeyim, mantık bana bunları düşündürtüyor ve ellerim de yazmadan edemiyor; Sayın Murat Belge. [2005]

ÖZKAN EROĞLU
18 ŞUBAT 2018



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.