adidas tubular adidas yeezy adidas gazelle adidas schuhe new balance nike air force adidas zx flux nike air max 90 asics schuhe nike air max adidas nmd adidas superstar converse schuhe nike air max thea adidas stan smith nike air max 2016 nike huarache adidas ultra boost nike free

Özkan Eroğlu
 
Ana Sayfa  |  Özgeçmiş ve Faaliyetler  |  Yazılar  |  Duyurular  |  İletişim
 
  FARKINDA OLMAK..!

Farkında olmak konusuna, ülkemiz toplumunun her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ülke alabildiğine parsel parsel bölümlere ayrılmış durumda. Bugün ülkeyi yöneten AKP Hükümeti, ne yazık ki ülkeyi bu hale getirdi. Yani direkt topluma gerilim yükleyerek, kendini ortaya koyan bu hükümetin, ülkeyi sosyolojik olarak parçalara, hatta parçaçıklara ayırdığını görüyoruz. Bu farkında olma konusunu, tüm uçlarıyla nasıl değerlendirmeliyiz? Kanımca sorulması gereken en önemli soru bu.

Ülke, özellikle “hükümet yanlıları ve Fethullahçılar” ile “asker ve yanlıları” temel ekseninde ikiye bölünmüş durumda. Asker yanlıları kendilerini doğal olarak Atatürkçü olarak ilan etmiş durumdalar. Hükümette olanların bir kısmı dinci, dolayısıyla dini siyasete alet ederek nemalananlar, yanı sıra hükümetteki Fethullahçı kesim de oldukça yoğun. Bilmiyorum hükümette gerçek anlamda dindar kaç kişi var? Gerçi dindarlık veya din meselesi Tanrı ile Kul arasında olduğu için böyle bir soruyu sormak bile hem ayıp, hem de dini açıdan günah olsa gerek.

Aslında süregelen dinci ve Atatürkçü çekişmesi yıllardan beri var. Ve hep bir maç gibi bakılmakta olaya, sırası gelen meselenin rövanşını hem de en acımasız şekilde almaktan çekinmemekte. Nitekim, hükümet, bugünlerde bir rövanş aldığını düşünmektedir. Yani bugün gelinen noktada dinci; dini siyasete alet edenlerle, ne yazık ki Atatürk’ü siyasetlerine bir şekilde alet edenlerin karşı karşıya gelmesinden başka bir şey olmadığını fark ediyoruz. Tabii bu durum Amerika tarafından öylesine bir destekleniyor ve körükleniyor ki, orasını sormayın gitsin.

Ben hep şunu dedim; özellikle 90’lı yıllardan bu yana; “başörtüsü”, “cemaatçılık”, “dincilik”, “Atatürkçülük”, “Cumhuriyetçilik”, “Milliyetçilik”, vb. hassas konuları kullanarak, karşıt gruplar yaratmak yerine, bir hoşgörü toplumu inşa edilmelidir. Mini etekli bir bayanın üniversiteye rahatça girebildiği bir ortamda, tesettürlü bir bayan da rahatça girebilmeliydi, askeri okulların mezuniyet törenlerine kutlama için gelen annelerin, nenelerin tesettürlerine de karışılmamalıydı. Konudan şüphe duyuluyorsa, bunları tarafsız adli merciler takip ederek, gerçekten aralarında suçlu olanları varsa, ayrıştırmalıydı. Özellikle 90’lı yılların başından itibaren bu yapılamadığı için, taraflar yaratıldı: asker ve dinci; tıpkı Kürt ve Türk, Alevi ve Sünni gibi...

Askerin katılığı, sadece dinci kesimlere olmadı bu ülkede; 1980 darbesinden sonra cezaevlerinde, özellikle Diyarbekir Cezaevi’nde uygulanan insanlık dışı çok acımasız uygulamaları da artık bilmekteyiz. Şimdi bir kimseyi hapsedebilirsin, fakat insanlık dışı hiç bir uygulamaya tabi tutamazsın. Tuttuğun zaman sonuçlarına da katlanırsın; yani o kişi veya onun gibi düşünenler, olan bitenlere tepki verir, ayaklanır, dahası militan ya da terörist olur. Bu kaçınılmazdır. Çünkü etki, tepkiyi doğurur. Bu doğrultuda örneğin 1938’de Dersim’de uygulanan vahşetin de hiç bir açıklaması olamaz. İnsanların yerlerinden yurtlarından edilmekle kalmayıp, yolda katledilmeleri başka türlü nasıl açıklanabilir ki? Bütün bunlar, coğrafyamızdaki insanlarımızı birbirine kırdırma politikalarının ürünleridir. Bu ve benzeri durumlar, dış güçlerin söz konusu politikalarına alet olan ilgili dönemlerdeki hükümetlerimizin suçudur. Şimdi de AKP Hükümeti geçmişten hiç ders almamışçasına, benzer zulümlere imza atmaktadır. Yani hükümetin farkındalığını bir tarafa bırakın, tarihten dersini kendi çıkarlarına uygun çıkarma konusunda oldukça becerikli olduğunu rahatlıkla dile getirebiliriz. Bunu asker de böyle yaptığı için, bugünlerdeki bir olan; komuta zincirinin hiç bir suçu olmadan hapse girdiğini kabul etsek bile, bir takım öç politikalarının diyetini ödedikleri konusunda artık en ufak bir şüphe bulunmamaktadır.

Kısaca dış güçlerin oyununa gelen ülkem insanı vardır hep sahnede. Ben, bu konuda hem kimseyi suçlamıyorum, hem de herkesi suçluyorum. İşte bu tip bir ruh halindeyim ne yazık ki. Uzun süreden beridir böyle bir yazı kaleme almak istiyordum; gün, bugünmüş. Halen siyasetin yanı sıra toplumun her kesiminde önde olanlar ne yazıktır ki “çıkar” ve “adaletsizlik” konularıdır. “Soyadı”nı kullanarak bir yerlere gelen insan yapımızdan tutun da, “adamcılık”, “torpil”, “rüşvet”, “çetecilik” başını almış gitmektedir. Ülkenin her bir yerini farklı gruplar tutmuş, bu gruplar kendinden olmayana asla geçit vermemektedir. Biz, biz olmayı kaldırıp rafa koymuş durumdayız. Bir ülkenin dörtte üçü cahil bıraktırılmışsa, bunun neticeleri şüphesiz gittikçe daha da ağırlaşacaktır. Böyle bir ortamda en kötüsü de, kültür, sanat, felsefe, eğitim vb. gibi konular ve bu konuları yönetenlerin de AKP Hükümeti’nin tekelleşmiş yapısına yağ sürecek olumsuz davranışlarına ısrarla devam etmeleridir. Bundan ötürü AKP karşıtı gözükenlerin de pek bir inandırıcılığı kalmamıştır bana göre. Bunun için söz konusu inandırıcılığını yitirmiş oluşumlarda da, hep bildiğimiz kimselerle havanda su dövüldüğü ve bir sesin var olmasına rağmen, görüntünün olmadığıdır.

Buraya kadar dile getirdiklerim, fark ettiklerimin en net özetidir. Ülkem benimdir, ülkemiz hepimizindir; fakat ne yapacaksak, yapacak olduğumuza dair bir an önce karar vermek zorundayız, yoksa yarın çok geç olacaktır..!

 

Privat Dozent Dr. Özkan Eroğlu



        


 
 
Copyright © 2005-2013 ozkaneroglu.com - Sitenin yayın hakları Özkan Eroğlu’na aittir. Kaynak göstermek şartı ile alıntı yapılabilir.